Bağcılık

Bağcılık

Mesajgönderen Bennur » Sal May 24, 2011 13:52

ASMANIN YAPISI
Asma, sarılıcı özelliğe sahip olan ve tutunma organı olan sülükleri vasıtasıyla ağaçlara bile rahatlıkla tırmanabilen bir bitkidir. Meyvelerine üzüm, odunlaşmış sürgünlerine çubuk adı verilir. Asmaya bazı yörelerde omca da denilmektedir.Üzümden yararlandığımız asma türüne, Latince Vitis vinifera adı verilir. Bu türün kökleri toprak içinde yaşayan filoksera isimli bir böceğe karşı hassastır.Dolayısıyla asmanın toprak içinde kalan ve anaç adı verilen kısmı, bu böceğe dayanıklı başka asma türleriyle oluşturulur ve bunların üzerine vitis vinifera’lar aşılanır. Yurdumuzda üzümünden yararlandığımız 1000 in üzerinde üzüm çeşidi vardır. Fakat bunlardan ancak 50-60 kadarı geniş çapta yetiştirilir.
Asmanın ekonomik ömrü 40 yıl kadardır.Fakat bundan çok daha yaşlı olduğu halde üzerinde üzüm bulunan asmalar da mevcuttur. Bağcılıkta 40 yıl süreyle şeklini muhafaza etmek ve verimliliğini sağlamak için her yıl düzenli olarak asmayı budamak gerekir. Ayrıca asmanın diğer kültürel işlemlerini ( sulama, gübreleme, ilaçlama vb.) tam olarak yerine getirebilmek için asmayı iyi tanımak; üzerindeki organların yerini ve görevlerini iyi bilmek gerekir. Aksi taktirde yapılacak yanlışlıkların düzeltilmesi yılları alır. Bu organları aşağıdaki şekilde sıralayabiliriz:
Kök
Asmanın toprak altında kalan kısmıdır. Kökler, üstteki gövdenin toprak altındaki devamı şeklinde olan kök gövdesi üzerinde dizilmiştir. Asmanın gövdesinin toprakla birleştiği noktaya boğaz adı verilir. Asmalarda bu noktadan çıkan köklere boğaz kökleri denir. Aşılı asmalarda, boğaz kökleri özellikle aşı yerinin üzerinde kalan kalem denilen kısımdan çıkmış ise hemen temizlenmelidir. Aksi takdirde kalemden çıkan kökler ileriki yıllarda anaçtan çıkanlara nazaran daha kuvvetli gelişerek aşı yerinde anaç ile kalem arasındaki bağlantının zayıflamasına ve zamanla kopmasına ( aşı atması) yol açar. Boğaz köklerinin temizliği özellikle asmalar meyveye yatıncaya kadar geçen ilk 3-4 yıl için çok önemlidir.
Kök gövdesinin orta kısmında oluşan köklere yan kökler denir.Asma köklerinin büyük çoğunluğu toprağın ilk 20-60 cm lik katmanında bulunur. Bu bölgeye aktif kök derinliği denir.Topraktaki besinlerin büyük bölümü suda erimiş halde bu bölgeden alınır. Kök gövdesinin alt kısmında bulunan ve toprağın derinliklerine doğru giden köklere ise dip kökler adı verilir. Kökler toprak içinde 12 m kadar derine inebilir.Fakat köklerin % 50 si toprağın ilk 24-45 cm derinliğinde yer alır.Gelişmiş bir asmada 10 000 e yakın ince kılcal kök ( çapı 1 mm den küçük) bulunur.
Kökler ilkbaharda gelişmeye başlar, yazın gelişmesi hızlanır ve sonbaharda yavaşlar. Gelişmenin hızlı olduğu dönemde kökler günde 1 cm kadar uzayabilir. Köklerin toprak içinde iyi bir şekilde yayılabilmesi için, dikimden önce dipkazan ile en kurak dönemde (Ağustos) derin bir sürüm yapılmalıdır. Kökler 45 cm kalınlığındaki sert bir tabakayı ve 65 cm kalınlıktaki bir çakıl tabakasını delip geçemez. Kökler en iyi 25°C lik toprak sıcaklığında gelişir.Toprak sıcaklığı 11°C ın altına düşerse veya 30°C ın üzerine çıkarsa kökler zarar görür. Asma başına 4.5-7.0 kg kök bulunur.Yazın 24 saatlik bir süre içerisinde asma, kökleri vasıtasıyla 0.2-1.5 litre su absorbe edebilir.
Gövde
Asmanın dik durmasını sağlayan kısmıdır. Köklerle dallar arasındaki bağlantıyı sağlar ve besin maddelerinin depolanmasında görev alır. Özellikle aşılı asmalarda toprak altındaki kök gövdesine nazaran biraz daha kalındır. Asma gelişmesine devam ettikçe, gövde üzerindeki kabuk gittikçe,kalınlaşır ve zamanla şerit halinde soyulabilir. Bunların aralarına bazen böcekler yumurtalarını bırakabilir. Bunun dışında bu kabukların asmaya herhangi bir zararı yoktur ve soyulması da gereksizdir. Gövde belirli bir yükseklikten sonra ana dallara ayrılır. Bunlara kol adı verilir ve çubuklar bu kollar üzerinde yer alır.
Sürgün
Gözlerin uyanmasıyla oluşan ve üzerinde yaprak, göz, meyve gibi organları taşıyan kısımdır. Önceleri yeşil renkte olmasına rağmen, zamanla odunlaşır ve çubuk adını alır. Sürgün üzerinde şişkince olan kısımlara boğum (nodyum), iki boğum arasında kalan daha ince olan kısma ise boğumarası (internodyum) denir. Yaprak, salkım, sülük ve göz gibi organlar boğum üzerinde yer alır. Salkımlar ve sülükler yaprakların karşı tarafından çıkar. Yapraklar sürgünün dip kısmından yukarı doğru, sarmal olarak dizilirler. Sürgün üzerinde 7 dönüş sağlandıktan sonra ilk yaprak ile 15. yaprak aynı hizaya gelir. Buna divergens denir ve asma için 7/15’ dir.
Yaprakların sürgüne bağlandıkları yerlere yaprak koltuğu denir. Yaprak koltuklarında başlangıçta iki göz (tomurcuk) bulunur. Bunlardan daha küçük olan ve yaz gözü adı verilen, hemen o yıl sürgün oluşturur. Bu sürgüne koltuk sürgünü denir. Koltuk sürgününün yapısı ana sürgüne benzer. Koltuk sürgünü üzerindeki salkımlara neferne denilir. Sıcak yörelerde koltuk sürgünü üzerinde tekrar ikinci ve üçüncü kez koltuk sürgünü oluşabilir. Yaprak koltuğunda daha iri yapıda olan ve ertesi yıl uyanan tomurcuğu kış gözü denir. İlkbaharda başında sürgün ve yapraklar üzerinde küçük, yuvarlak ve şeffaf tanecikler görülür. Bunlarda inci bezeleri adı verilir.Görevleri tam olarak bilinmemektedir. Bunları böcek yumurtaları ile karıştırmamak gerekir.
Sürgünlerde en iç kısımda öz bulunur. Bunu dışa doğru ksilem ( odun dokusu) ve flöem (Soymuk dokusu ) takip eder. Bu ikisi arasında bir sıra halinde kambiyum tabakası vardır. En dışta kabuk bulunur. Özün asmalar için önemli bir görevi yoktur. Sürgün boyunca devam eder. Fakat Vitis vinifera’larda ve diğer birçok türde boğumlarda öz yoktur. Özün kesintiye uğradığı bu kısma diyafragma adı verilir. Buna karşılık V. rotundifolia ve V. Munsoniana’ da öz süreklidir ve boğumlarda kesintiye uğramaz. Dolayısıyla bu türlerde diyafragma bulunmaz.
Yaprak
Fotosentez ve terleme işleminin yapıldığı yer olması açısından yaprak, asmalardaki en önemli organdır. Yapraklar, sap ve aya olmak üzere iki ana kısımdan oluşur. Ayrıca yaprakların ilk açılmaya başladığında yaprak sapının sürgün ile birleştiği yerde nodyumlarda stipül denilen iki adet küçük yaprakcık bulunur. Asma yaprakları dilimlerden oluşmuştur. Sayıları genellikle 3-5 arasındadır.
Dilimler arasındaki boşluklara cep adı verilir. Asma yaprakları asimetriktir. Orta damardan katlandığında üst üste tam çakışmaz. Aya içinde damarlar bulunur. Bunlar iletim demetlerinden oluşur ve aya içinde dallanarak yayılırlar. Sapın devamı olan damara orta damar, diğerlerine yan damarlar adı verilir. Bu damarların tümüne birden ana damarlar denir. Yaprak dilimlerine göre sayısı değişir. Aya içinde ince damarlara ayrılarak dallanırlar.
Göz (Tomurcuk)
Asma tomurcukları boğumlarda ve yaprakların koltuklarında yer alır. Bağcılıkta tomurcuklara göz adı verilir. Gözler en dışta tomurcuk pulu ile çevrilmiştir. Sürgün yatakları ile bu pul arasını yünsü bir tabaka doldurmuştur. Yaprak koltuğunda iki tip tomurcuk vardır. Bunlardan iri olan bir sonraki yıl ilkbaharda uyanır ve kış gözü adı verilir. İçerisinde sürgün oluşturma yeteneğinde olan 3 adet sürgün yatağı vardır. Bunlardan ortadaki diğerlerine göre daha ileridir ve ana sürgün buradan oluşur. Bunun zarar görmesi durumunda veya asmada göz sayısının normalden daha az bırakılması durumunda diğer yataklardan da sürgün oluşur. Yaprak koltuğunda daha küçük olan tomurcuğu yaz gözü adı verilir. İçerisinde tek sürgün yatağı vardır. Yaz gözü oluştuğu yıl sürerek koltuk sürgününü oluşturur. Koltuk sürgünü üzerinde oluşan salkımlara neferne denilir. Bu sürgünün verimliliği çeşitlere göre değişir.
Bazılarının çok az salkım oluştururken diğer bazı çeşitlerde ana ürünün %25 i kadar üzüm oluşturabilir. Yediveren denilen üzüm çeşidi buna en iyi örnektir. Koltuk sürgünlerinin uzunluğu bazı çeşitlerde birkaç milimetreyi geçmezken, diğer bazılarında aynı koltuk sürgünü üzerinde birkaç kez dallanma ile oldukça uzun yeni koltuk sürgünleri oluşabilir.
Sürgünün dala bağlandığı noktadaki ilk göz genellikle uyanmadan kalır ve daha sonraki yıllarda üzerleri kabuk ile örtülür. İleride bu gözler yaşlı dallar içerisinde kalarak adventif göz adını alır ve bunlardan obur sürgünler oluşur. Bunlar genellikle verimsizdir. Asmalarda dal kırılmaları nedeniyle boş kalan kısımların doldurulmasında yararlanılır. Aksi takdirde ilkbaharda fazla uzamadan koparılması gerekir.
Tomurcuklar yaz sonunda dinlenmeye girdiğinde genellikle taslak halinde 6-9 nodyum oluşturmuştur. Salkımlar 4-6. boğumdaki yaprakların karşı tarafında yer alır. Salkım taşıyan veya taşımayan tomurcukları dışarıdan bakarak ayırt etmek zordur. Kesit alarak tomurcukların içindeki salkım taslakları incelenebilir. Asmalar meyve ağaçlarındaki gibi sürgünün uç kısmında tepe gözü oluşturmaz.
Çiçek
Asmalarda çiçekler biraraya gelerek salkımları oluştururlar ve çiçek salkımı (infloresens) adını alırlar. Tane tutumundan sonra bunlara üzüm salkımı adı verilir. Asma çiçeklerinin boylar 2-7 mm arasında değişmekle beraber, genel olarak 4-5 mm dir. Herbir çiçekte 5 adet çanak yaprak, 5 adet taç yaprak 5 adet erkek organ ve 1 adet dişi organ bulunur. Taç yapraklar yeşil renkte ve tepe noktasından bağlantılıdır. Diğer meyvelerden farklı olarak taç yaprakları dip kısmından ayrılarak başcık halinde dökülür. Çiçek tablası üzerinde sapcıklar arasında nektar bezleri bulunur. Yumurtalık 2-3 bölmelidir (karpel) ve her bölmede 2 tohum taslağı (çekirdek) bulunur. Çiçek salkımları, boğumlarda ve yaprakların karşı tarafında yer alırlar. Salkımın dala bağlanmasını sağlayan ve salkım ekseni üzerinde ilk dallanmanın olduğu yere kadar olan kısma salkım sapı denir.
Polenler: Çimlenme yeteneğine sahip polenler oval şekillidir. Üzerlerinde çim borularının çıktığı polen delikleri bulunur. Dişi çiçekli çeşitlerde polenler yuvarlak şekillidir ve üzerlerinde polen delikleri olmadığı için çimlenemezler.
Tozlanma ve döllenme: Polenlerin dişicik tepesi üzerine gelmesine tozlanma; burada çimlenerek, çim borusundan yumurtalıktaki tohum taslaklarına ulaşmasına ise döllenme adı verilir. Döllenme, tozlanmadan yaklaşık 2-3 gün sonra meydana gelir. Tozlanma, rüzgar ve böceklerle olabildiği gibi çiçeğin kendi polenleriyle de olabilir. Fakat bunlardan ilk ikisinin tozlanmadaki rolü çok önemsizdir. Asmalar genellikle kendine tozlanma yaptığı kabul edilir. Çiçeklerin açılması genellikle sabahları 6-9, öğleden sonra 14-16 saatleri arasındadır.
Meyve
Asmanın meyvesine üzüm denir. Salkım halinde bulunur. Her salkım üzüm çeşidine bağlı olarak değişik sayıda üzüm tanesi içerir. Salkım şekli çeşitlere göre ve hatta aynı çeşit içerisinde bile değişiklik gösterebilir. Taneler yuvarlak oval vb şekillerde olabilir. Tane rengi açısından siyah ve beyaz renkli üzümler diye iki ana grup vardır. Siyah renkli üzümle pembe veya kırmızı gibi daha alt gruplara ayrılabilir. Ayrıca beyaz diye tanımlanmasına rağmen bu gruptaki üzümlerin kabuk rengi sarı ila açık yeşil arasında değişir. Tanelerin üzeri çeşitlere göre farklı kalınlıkta olan mumsu bir tabaka ile(Pus) kaplıdır.
Taneler çekirdek durumuna göre, çekirdekli ve çekirdeksiz diye ayrılır. Çekirdeksiz çeşitler tamamen çekirdeksiz(Kuş üzümü) veya iz halinde çekirdek içeren (rudimenter) çekirdeksiz çeşitler(Sultani çekirdeksiz) diye ayrılır. Çekirdekli çeşitlerde meyve normal olarak 4 çekirdek taşır. Fakat bu sayıdan daha az veya fazla çekirdeğe sahip çeşitler de mevcuttur. Çekirdek sayısı ile tane iriliği arasında pozitif bir ilişki vardır.Bu durum çekirdekte bulunan giberellik asit gibi büyümeyi düzenleyen hormonların varlığına bağlanmıştır.
Üzümlerin bileşimindeki en önemli şekerler glikoz (üzüm şekeri) ve fruktoz (meyve şekeri)’dir. Bu ikisi şıradaki şekerlerin %99 unu, olgun tane ağırlığının ise %12-27 sini oluşturur. Bu şekerler yapraklarda çoğunlukla sakkaroz şeklinde sentezlenir. Daha sonra üzüm tanelerine taşınan bu şeker invertaz enzimi yardımıyla kendisini oluşturan glikoz ve fruktoza ayrışır. Herbir gram meyve için 10 cm2 lik yaprak alanına gerek vardır. Bu ise orta irilikte bir salkım için yaklaşık 20-22 yaprağa ihtiyaç var demektir. Üzümlerdeki en önemli asitler Tartarik (şarap asidi) ve Malik (elma asidi) asittir. Her iki asitte yapraklarda sentezlenir.
Taneler olgunlaşmamış halde(koruk) iken yeşil rengini klorofil oluşturur. Beyaz üzümlerin rengini flavon (quercetin) ve flavonal (quercitrin) grubu sarı renk maddeleri oluşturur. Kırmızı ve siyah renkli üzümlerin rengini ise antosiyanidin grubu renk maddeleri oluşturur. Tane eti genellikle beyazdır. Özellikle Alicanthe Bouschet gibi bazı kırmızı renkli şaraplık üzüm çeşitlerinde tane eti de kırmızıdır. Bu tip üzümlere tentüriye çeşitler adı verilir.
Tanelerin olgunlaşma sırasında bazı çeşitlerde kendine özgü aroma maddeleri oluşur. Bunlardan en çok bilineni misket aromasıdır. Linalöol ve geraniol isimli aroma maddelerince oluşturulur. Aroma maddeleri tanelerde olgunlaşmanın son dönemlerinde birikmeye başlar.
Kullanıcı avatarı
Bennur
Hobibahçemiz
 
Mesajlar: 3063
Kayıt: Cum Şub 05, 2010 23:29
Konum: İstanbul

Üzüm Çeşitleri

Mesajgönderen Bennur » Sal May 24, 2011 14:04

Asmanın anavatanı olması ve bağ yetiştiriciliği için çok elverişli iklim ve toprak özelliklerine sahip olması nedeniyle Türkiye çok sayıda üzüm çeşidine sahiptir. Yurdumuzda 1000 in üzerinde üzüm çeşidi veya tipi olmasına rağmen bunlardan ancak 50 kadarı ekonomik olarak geniş çapta yetiştirilir.
Çeşitlerin olgunlaşma zamanları anaç, yer, yöney, ekoloji, terbiye sistemi vb birçok faktör tarafından az veya çok etkilemektedir. Bu nedenle her yöre için geçerli tek bir hasat tarihi vermek olanaksızdır. Burada akdeniz iklimine sahip yörelerdeki hasat tarihleri esas alınmıştır. Bu iklimde olgunlaşma tarihleri çok erkenci çeşitler için temmuz başı veya hemen öncesi; erkenci çeşitler için temmuz ortası veya sonu; orta mevsim çeşitler için ağustos ortası veya sonu; geçci çeşitler için ise eylül ayıdır. Bu tarihler yaylalara veya soğuk yerlere doğru gittikçe 1-1.5 aya kadar gecikebilmektedir.
Üzüm çeşitlerinin kısa özellikleri
Yurdumuzda yaygın olarak yetiştirilen bazı üzüm çeşitleri ile Dünyada yetiştiriciliği yapılan bazı önemli üzüm çeşitlerinin kısa özellikleri aşağıda verilmiştir.
Kısa özellikleri verilen üzüm çeşitleri yurdumuzda yaygın olarak yetiştirilenlerin yanısıra, dünyada ise yine yaygın olarak yetiştirilen ve ticari değeri fazla olan üzüm 10
çeşitlerinden seçilmiştir. Dünya üzüm ticaretinde çekirdeksiz ve erkenci üzüm çeşitlerine ilginin artması nedeniyle bu konuda özellikle italyan ve amerikan kaynaklarından yararlanılarak ticari değeri olabilecek çeşitler verilmiştir(Çizelge 1).
Image7.jpg
Image8.jpg
Image9.jpg
Image10.jpg
Image11.jpg

Ticari Potansiyeli Olan Bazı Yeni Sofralık Üzüm Çeşitleri
Yabancı ülkelerde ön plana çıkan ve pazar değeri olan bazı önemli üzüm çeşitleri aşağıda verilmiştir:
Autumn Royal: Geçci, iri taneli ve siyah renkli bir çeşittir. Eylül sonu ekim ortasında olgunlaşır. Taneleri iri olduğu için hormon uygulamaya gerek yoktur. Verimde yıllar göre bir değişiklik gösterebilir. Zayıf tane sapı nedeniyle tanelenme olabilir. Kısa budanır. Dip gözlerden çıkan sürgünler orta(5-6.göz) ve uç gözlerden (10 ve yukarısı) çıkan sürgünlere göre daha iri salkım oluşturur. Dikim aralığı 2.5x3.5 m olan asmalarda, asmanın gücüne göre 24-32 adet 2 gözden budanmış çubuk bırakılması önerilmektedir. Salkım ağırlıkları 1.5-2 kg a kadar çıkabilir. Bilezik alma ve giberellik asit uygulanmaksızın tane ağırlığı 9 grama kadar çıkabilir. Tane eti serttir. Taneler çatlamaya karşı hassastır.
Black Emerald: Siyah renkli, erkenci, çekirdeksiz ve küçük taneli bir çeşittir. Perlette çeşidinin hemen arkasından olgunlaşır. Salkımları 20 cm uzunlukta, konik şekilli, orta sıkı- sıkı özellikte ve yaklaşık 500 gram ağırlıktadır. Tane kabuğu orta kalınlıkta, ve tane eti serttir.
Çeşidin en önemli sorunu aşırı tane tutumudur. Tanelerin doğal ağırlığı 2.5-3 gramdır. Asmaları kısa budanır.
Centennial Seedless: İri taneli beyaz renkli çekirdeksiz bir çeşittir. Sultani Çekirdeksizden 3-4 hafta önce olgunlaşır. Tane eti serttir ve hafif misket kokuludur. Taneler çatlamaya dayanıklıdır.
Crimson Seedless: Geç mevsimde olgunlaşan, kırmızı renkli, çekirdeksiz bir üzüm çeşididir. Ekim ortasında olgunlaşır ve iklim uygun giderse kasım ortasına kadar salkımları asma üzerinde kalabilir. Taneleri gevrek ve serttir. En önemli problemi yetersiz tane rengi ve tanelerin küçük olmasıdır. Asmaları uzun budanmalıdır. Salkımların güneş görmesini sağlamak için asmalara telli terbiye sistemi uygulanmalıdır (Y sistemi gibi). Asmalarda bırakılan salkım sayısı 35 i geçmemelidir. Tane seyreltmesi uygulanmalıdır. Tane tutum döneminde (4-5 mm çapında) yapılacak bilezik alma tane iriliğini %40 arttırabilir. Yapraklarda toksik tesir yapması nedeniyle giberellik asit uygulaması önerilmemektedir.
Fantasy Seedless: Orta mevsimde olgunlaşan siyah renkli çekirdeksiz bir üzüm çeşididir. Orta derece verimli bir çeşittir. Taneleri oldukça iri(8 gram), ince kabuklu, sert meyve etli ve tam olgunlaştığında mükemmel tada sahip bir çeşittir. Bilezik alma ve giberellik asit uygulamasına gerek yoktur. En önemli problemleri asmalarının aşırı gelişmesi, düşük göz verimliliği, tane çatlamasına ve bunu takiben salkım çürümesine karşı hassas olmasıdır. Göz verimliliğini arttırmak için bir yıl sonra budamada bırakılacak gözlerin güneş görmesi sağlanmalıdır. Bunun için yaz budamalarına önem verilmeli ve telli terbiye sistemleri kullanılmalıdır. Asmaları uzun budanmalıdır. Verime yatmış asmalar 6-7 bayraklı ve daha sonra asma başına 35-40 salkım kalacak şekilde budanmalıdır.
Flame Seedless: Orta irilikte, parlak kırmızı renkte, çekirdeksiz ve gevrek etli tanelere sahip; Cardinal ile aynı zamanda olgunlaşan erkenci bir çeşittir. Kısa budanır. Taneleri seyreltmek için %40-50 ve %80-90 çiçek döneminde iki defa 3 mg/l gibberellik asit; ve bunu takiben taneyi irileştirmek için taneler 5-8 mm çapında iken yine iki defa 30 mg/l gibberellik asit uygulaması yapılır.
Red Globe: Son yıllarda hızla yayılan en önemli sofralık üzüm çeşididir. Taneleri kırmızı renkli, çekirdekli ve geç olgunlaşan bir çeşittir. Taneleri güneş yanıklığına oldukça hassastır. Bu nedenle ben düşmeye kadar yaprak seyreltmesi yapılmamalıdır. Asmaları orta kuvvette gelişir. Tane iriliğini arttırmak için tane tutumundan 2 hafta sonra ya da tane çapı 15 mm olunca 40 ppm giberellik asit çözeltisine salkımlar bandırılmalıdır. Bu uygulama tanelerin renklenmesini geciktirebilir. Giberellik asit asmalar püskürtme şeklinde verilmemelidir.
Ruby Seedless: Görünüşü güzel, kırmızı renkli çekirdeksiz bir üzüm çeşididir. Taneleri oval, çatlamaya dayanıklı fakat küçüktür. Tane eti serttir. Taneler bezelye büyüklüğünde iken uygulanacak 15 ppm dozundaki giberellik asit tane irileşmesi sağlar. Çeşidin en önemli kusuru, tanelerin tane sapıyla birlikte veya tane sapsız dökülmesidir. Salkımları büyüktür( yaklaşık 1 kg kadar). Asmaları kuvvetli gelişir. Asmalara orta budama uygulanır.
Superior Seedless (Sugraone): Beyaz renkli, erkenci ve çekirdeksiz bir üzüm çeşididir. Taneleri silkmeye dayanıklıdır. Tane iriliği 6-8 gramdır. Taneleri homojen irilikte, gevrek ve sıkıdır. Asit miktarı azdır. Asmaları kuvvetlidir. Uzun budanır. Depo ömrü uzundur (9 hafta).
Bu mesaja eklenen dosyaları görüntülemek için gerekli yetkilere sahip değilsiniz.
Kullanıcı avatarı
Bennur
Hobibahçemiz
 
Mesajlar: 3063
Kayıt: Cum Şub 05, 2010 23:29
Konum: İstanbul

Asma Anaçları

Mesajgönderen Bennur » Sal May 24, 2011 14:07

Avrupa ülkelerinde bağcılık 19 yüzyıl ortalarına kadar eski bağcılık diye tanımlanan ve kültür çeşitlerinin doğrudan köklendirilmesi ile elde edilen asmalarla yapılırdı. Fakat 1861 yılında orijini amerika olan ve filoksera (Phylloxera vastatrix pl.et licht., sinonimi: Daktulosphaira vitifolia Fitch., viteus vitifoliae Fitch.) adı verilen bir böceğin avrupaya bulaşması ile bağlarının önemli bir bölümü zarar görerek kurumuştur. Böcek ilk olarak 1868 yılında Prof. J.E Planchon tarafından kökler üzerinde gözlenmiştir. Filoksera kelimesi yunancadan türetilmiştir. Yunancada “phyllon”, yaprak; "xeros", kuru anlamındadır. Filokseranın avrupaya 1854-1860 yılları arasında amerikadan getirilen fidanlardan bulaştığı tahmin edilmektedir. Böceğe karşı alınan tüm önlemler fayda sağlamamıştır. Sonunda 1872 yılında Laliman isimli bir araştırıcı V. aestivalis asmalarına böcek tarafından zarar verilmediğini gözlemiş ve bunun sonucunda V. vinifera’ ların kuzey amerika orijinli vitis türleri (V. berlandieri, V. riparia, V.rupestris vb) üzerine aşılanmasını önermiştir. Başlangıçta bu anaçların kendileri kullanılmış fakat daha sonraları birbirleriyle veya V. viniferalar ile melezlenmesi sonucu oluşan ve bugün geniş çapta kullanılan melez amerikan asma anaçları ortaya çıkmıştır. Günümüzde bile bağcılıkta filoksera zararına karşı anaç kullanımı dışında pratik çözüm bulunmamaktadır. Filokseraya karşı asma türlerinin dayanıklılık göstermesinin nedeni böceğin kök üzerinde soktuğu kısımlarda dayanıklı türlerin bir mantar tabakası oluşturması, diğerlerinin oluşturamamasıdır.
Rupestris du lot: Yurdumuzda, sürgünlerinin dik büyümesi nedeniyle “dik çubuk” ;yapraklarının kayısı yaprağına benzemesi nedeniyle de “zerdali” veya “zerdali çubuğu” adı da verilmektedir. Kısaca "lot"diye de bilinir. V. rupestris’ den seçilmiştir.
Çok kuvvetli bir anaçtır. Hızlı gelişir ve anaç ertesi yıl aşıya gelir. Kuvvetli asmalar oluşturur, fakat verimliliği ortadır. Asmalar kuvvetli olduğu için özellikle asmalar genç iken salkımlardan çiçek ve tane silkmesini önlemek için budamada normale nazaran daha fazla göz bırakılmalıdır. Afinite(anaçla kalemin uyuşması) iyidir. Aşı yerinde bir şişkinlik oluşmaz. Derin toprakları sever. Az derin veya taban suyu yüksek topraklara önerilmez.Derin topraklarda kuraklığa dayanıklılığı yüksektir. Normal topraklarda %25, kurak topraklarda %30-35 total kirece dayanabilir. Toprakta % 14 aktif kirece olan dayanıklılığı, kurak koşullarda %20 ye kadar yükselebilir. Çubukları kolay köklenir. Çiçekleri erkek ve kısırdır. Fazla dip sürgünü verdiği için aşılamayı takip eden yıllarda asmaların boğazları açılarak dip sürgünlerinin temizlenmesine özen gösterilmelidir. V. rupestris veya melezlerinde anaçların yapraklarında çok sayıda küçük koyu kahverengi noktacıklar oluşabilir. Bunun nedeni septoria ampelina denilen bir mantardır. Hastalık şiddetli olursa bazen yaprakların erken dökülmesine neden olabilir. V. vinifera’ların yaprakları bu hastalığa dayanıklıdır. Bu nedenle anaçlar aşılandığı zaman hastalık kaybolur. Çok uzun vegetasyon dönemi olan ve kuvvetli gelişen bir anaçtır. Yüksek verimli veya geç olgunlaşan üzümler için önerilir. Kuvvetli gelişmesi bazen silkmeye neden olabilir. Bu nedenle ve çok verimli topraklara pek önerilmez.
Filokseraya mükemmel dayanır. Kuraklığa dayanıklılığı toprak ve iklim şartlarına göre değişir. Toprak derinliği az olan yerlere önerilmez. Ayrıca böyle yerlerde kuraklığa hassastır.Uygun olmayan iklim koşulları alt yapraklarının erken dökülmesine yol açar.Köklenmesi ve masada aşılanması iyidir.Bağda aşılanmasında aşırı ağlama göstermesi nedeniyle, bazen anaçların aşıdan birkaç gün önce kesilmesi önerilmektedir. Fazla sayıda dip sürgünü oluşturması nedeniyle iyi bir boğaz temizliği yapmak gerekir. Çubukların ince olması nedeniyle aşılanmasında güçlük çıkabilir.
99 R: Yurdumuzda özellikle sıcak yörelerde en yaygın kullanılan anaçlardandır. Drenajı iyi olan derin ve verimli topraklarda çok iyi yetişir. Nematodlara karşı dayanıklı fakat yüksek taban suyuna hassastır. Fidanları kuvvetli gelişir ve dikimden sonraki yıl aşıya gelir. Sıcak ve kurak yörelere daha uygundur. Çubukları kolay köklenir. Aşı tutması iyidir. Afinitesi mükemmeldir. Kuvvetli bir anaçtır. Olgunlaşmayı geciktirdiği için özellikle soğuk yörelere önerilmez. Filokseraya dayanıklılığı iyidir. %17 aktif kirece dayanır fakat tuza dayanıksızdır. Kuraklığa dayanıklılığı 110R kadar olması daha iyidir. Masada aşılanması çok iyi olmamasına karşın bağdaki aşılamalarda çok iyidir. Çubuk verimi ortadır.
110 R: Çoğu özelliği 99 R ye benzer. Fakat kuraklığa ve taban suyuna karşı daha dayanıklıdır. Sıcak yörelerde özellikle sığ killi topraklar için mükemmel bir anaçtır. Köklenme ve aşı tutması 99 R ye nazaran daha düşüktür. Kuvvetli bir anaçtır. Bu yüzden olgunlaşmayı geciktirir. 99R gibi %17 aktif kirece dayanır fakat kuraklığa çok daha fazla dayanır. İyi bir anaç olmasına rağmen köklenmesinin %20 ye kadar düşmesi ve nadiren %40-50 köklenme göstermesi yaygın kullanılmasını önler. Çubukların köklenmesi düşük olmasına rağmen bağdaki aşısı iyidir. Masa başındaki aşılarda gözlerin sürmesi orta düzeydedir. Çubuk verimi ortadır.
1103 P: Kuvvetli bir anaçtır. Nemli, killi- kireçli topraklar için uygun bir anaçtır. Kirece dayanıklılığı 99R ve 110R gibidir. (%17 aktif kireç). Gelişme kuvveti bu iki anaç arasındadır. Tuza kısmen dayanıklıdır. Çok kurak şartlar için önerilmektedir. Köklenmesi ve aşılanması iyidir. Çubuk verimi orta düzeydedir.
140 Ru: Çok kuvvetli gelişen, kuru ve kireçli topraklarda başarılı bir şekilde yetiştirilen bir anaçtır. Aşırı kuvvetli gelişmesi nedeniyle, olgunlaşmayı geciktirir. Kirece iyi derecede (% 20 aktif kireç) dayanıklıdır. Filokseraya dayanımı iyidir. Çelikleri zor köklenir ve masa başında aşısı zordur. Fakat bağda aşısı iyidir.
420 A: Çoğu özellikleri orta derecede olan bir anaçtır. Çelikleri kolay köklenmez ve aşılanmaz. Topraktaki tuzluluğa ve taban suyuna karşı hassastır fakat kuraklığa iyi dayanır. Nematodlara kısmen dayanıklıdır. Kireçli killi veya killi çakıllı topraklarda iyi sonuç verir.
Fransa’da erkenci sofralık çeşitler ve yüksek kaliteli şaraplık çeşitler için kullanılır. İtalya’da derin ve verimli topraklarda yaygın olarak yetiştirilir. Bazı çeşitlerle (Alphonse Lavalle, Royal, Çavuş gibi) afinitesinin kötü olduğu belirtilmiştir. Zayıf bir anaçtır. Erkencilik sağlanması nedeniyle, erkenci üzüm çeşitlerinde anaç olarak kullanılır. Filokseraya dayanımı iyidir. Kireçli topraklara iyi uyum sağlar (%20 aktif kireç), Verimli toprakları tercih etmesi nedeniyle kurak topraklara önerilmez. Köklenmesi pek iyi değildir.(%30-60). Masa başındaki aşılarda sorun çıkabilir fakat bağdaki aşılarda çok iyi sonuç verir.
5 BB: Serin yörelerdeki; nemli, sıkı, kireçli veya killi topraklar için çok uygun bir anaçtır. Kurak topraklara pek önerilmez. Toprakta %20 ye kadar olan aktif kirece dayanıklıdır. Kirece dayanımının %50-55 e kadar çıktığı belirtilmiştir. Fakat tuza dayanımı hiç yoktur. Nematodlara dayanıklıdır. Köklenme ve aşılanması iyidir. Anacın vegetasyon dönemi kısadır. İtalya’da bazı sofralık çeşitler ile afinitesinin iyi olmadığı belirtilmiştir. Bizde de Sultanı ve Yuvarlak Çekirdeksiz üzüm çeşitleriyle afinite problemleri vardır.Vegetasyon dönemi kısa olan kuvvetli gelişen bir anaçtır.Çelik verimi çok yüksektir. Nemli ve killi topraklara iyi uyum sağlar. Aşırı kurak topraklara önerilmez. Nematodlara iyi dayanır. Köklenmesi iyidir. Bağda aşıdan bazen problem gösterebilir. Filokseraya dayanıklılığının yanında nematodlara da dayanıklıdır. Kök ur nematodlarına dayanıklılığı Ramsey’e eşittir. Gelişme gücü orta veya çok yüksek diyen araştırıcılar vardır. Ağır ve nemli topraklardaki performansı yeterlidir. Fakat kuraklılığa dayanıklılığı konusunda çelişkili ifadeler vardır. Fransa’da kurağa az dayandığı, Almanya’da ise orta derecede dayandığı belirtilmiştir.Bu nedenle erkenci üzüm çeşitlerinde veya soğuk yörelerdeki yetiştiriciliğe uygun bir anaçtır.
41B: Chasselas isimli kültür çeşidi ile V. berlandieri melezidir. Vegetasyon döneminin kısa olması dolayısıyla erkencilik sağlaması ve kirece çok dayanıklı olması (%40 aktif) bu anacın en büyük özelliğidir. Başlangıçtaki gelişimini yavaştır. Fakat verime yatan asmalarda tane tutumu ve verim iyidir. Filokseraya dayanıklılığı yeterlidir. Kirece dayanıklılığı %40 aktif kireç olmasına rağmen, toprağın ıslak olması durumunda bu değer düşer. Tuza dayanıksızdır. Ayrıca anaç damızlık bağlarında asmalar mildiyöye karşı korunmalıdır. Köklenmesi iyi değildir. Çubuğun durumuna göre %15-40 arasında köklenir. Köklenmesinin yavaş ve zor olması masa başında yapılan aşıların başarı oranını düşürür, fakat bağda yapılan aşıları iyi tutar.
Fercal: (V. berlandieri x V. vinifera “Colombard” ) x 333 EM melezidir. Kireci dayanımı en yüksek anaçtır (%45). Filokseraya yeterince dayanıklıdır ve kurak koşullarda gelişimi iyidir.
Kullanıcı avatarı
Bennur
Hobibahçemiz
 
Mesajlar: 3063
Kayıt: Cum Şub 05, 2010 23:29
Konum: İstanbul

Asmanın İklim İstekleri

Mesajgönderen Bennur » Sal May 24, 2011 14:13

Asmanın gelişimi iklim faktörlerinden sıcaklık, yağış, dolu, rüzgar ve güneşlenmeyle doğrudan ilgilidir. Asmalarda çiçek taslaklarının oluşumu bir yıl önceden meydana gelir. Bu oluşum sıcaklık ile yakından ilgilidir. Düşük sıcaklıklar göz verimliliğini azaltır. Ayrıca tane tutumu iklim faktörleriyle doğrudan ilgilidir. Çiçeklenme dönemindeki soğuk ve bulutlu havalar, kuvvetli rüzgarlar ve bu dönemde su stresi yaratacak düzeydeki kurak ve sıcak havalar tane tutumunu azaltır. Tomurcukların gölgede kalması aynı şekilde göz verimliliğini düşürür. Benzer olarak gölgede kalan tanelerin antosiyanin içeriği azalır ve tanelerin renklenmesi olumsuz etkilenir.
Asmalar gelişmeleri için yağışsız, uzun ve sıcak bir yaz mevsimi ister. Özellikle soğuk yörelerde, sıcak geçen yaz aylarında tanelerdeki şeker birikimi artar. Aynı yörelerde güney yamaçlardaki bağlara güneş ışınlarının daha dik gelmesi nedeniyle yaprak daha iyi ısınır ve tanelerde şekere birikimi daha iyi olur. Kurutmalık üzümlerde kurutma döneminde yağış istenmez.
Sıcaklık
Bağcılık için en önemli iklim faktörüdür. Etkisi toprak ve hava sıcaklıkları şeklinde irdelenebilir.
Toprak sıcaklığı
Kök bölgesindeki uygun sıcaklıklar, kök gelişimini teşvik eder, asmanın sürgün gelişimini hızlandırır ve meyve tutumunu artırır. Kumlu topraklar killi topraklara nazaran daha çabuk ısınır ve soğurlar. Kumlu topraklarda kök gelişimi daha fazladır.
Hava sıcaklığı
Asmalar üzerindeki etkileri esas alındığında yüksek, optimum ve düşük sıcaklıklardan bahsedilir.
Optimum sıcaklıklar: Asmaların en iyi geliştiği 25-30°C arasındaki sıcaklık dereceleridir.
Yüksek sıcaklıklar: Hava sıcaklıkları yazın 35-40°C veya daha üzerinde ise doğrudan güneş gören salkımlarda güneş yanıklıklar meydana gelir. Tanelerin güneşe bakan yüzlerinde buruşmalar başlar ve daha sonra rengi kahverengi ve siyaha döner. Hatta tüm taneler buruşup ölebilir. Çeşitlerin güneş yanıklıklarına karşı dayanımı farklıdır.
Düşük sıcaklıklar: Bunun etkisini kış aylarında dinleme döneminde asmaların dayanabildiği minimum sıcaklıklar ile vegetasyon dönemi içinde meydana gelen ilkbahar ve sonbahardaki don olayları şeklinde incelemek gerekir.
Kış aylarındaki düşük sıcaklıklar açısından asma soğuklara oldukca dayanıklıdır. V. vinifera’lar kışın- 15°C’e kadar soğuklara dayanabilmektedir. Asmalar - 18°C da ciddi bir şekilde zarar görürler. Amerikan türleri içerisinde soğuğa en dayanıklı olan V. labrusca’dır. Bu asmalar -20°C kadar soğuğa dayanabilmektedir. V. viniferalar’ın 15°C’ın altındaki daha soğuk koşullarda, tomurcuklarında ve odun kısmında zararlanmalar meydana gelmektedir. Soğukların arkasında zarar gören kısımlar bağ kanseri (Agrobacterium tumefaciens) hastalığına yakalanmakta ve hatta asmanın tüm kısımları zarar görebilmektedir. Aşırı soğuk yörelerde asmalar toprağın hemen üzerinde ve gövdesiz olarak yetiştirilir. Kışın asmalar budandıktan sonra üzerleri toprakla örtülür. İlkbaharda don tehlikesi geçtikten sonra topraklar açılır. Kış soğukları nedeniyle kuruyan asmaların toprak altı kısımlarında yeni sürgünler çıkabilir. Aşısız asmalarda bunlardan yararlanılabilir. Fakat aşılı asmalarda mutlaka yeniden aşılama gerekir.
Vegetasyon dönemi içindeki düşük sıcaklıkların etkisi ilkbahar ve sonbahardaki don olayları şeklindedir. İlkbahardaki geç donlar asmalar için daha tehlikelidir. Asmaların kış gözleri içerisinde 3 tane sürgün yatağı bulunur. Öncelikle ortadaki sürer ve ana sürgünü oluşturur. Bunun herhangi bir nedenle zarar görmesi, yandaki diğer ikincil ve üçüncül sürgün yataklarından yeni sürgünler oluşmasına yol açar. Fakat bu sürgünlerin göz verimliliği düşüktür. Bunun miktarı çeşitlere göre değişmekle beraber, diğer sürgünlerdeki ürün miktarı genelde ana sürgün üçte biri kadardır.
Sürgün ve çiçek salkımları -0.5°C’ın altındaki sıcaklıklardan zarar görürler. Hava sıcaklığı –3.3°C da birkaç saat kalsa bile yeşil sürgünler ve çiçek salkımları ölürler. –1.1°C ile –3.3°C arasındaki sıcaklıklardan zarar görmeleri ise süreyle ilgilidir. Sıcaklık –1.1°C ın altına düşmezse veya bu sıcaklıkta çok kısa süre kalırsa, zarar hava koşullarına göre değişir. Eğer hava serin seyretmiş ise zarar az olur, fakat ılık bir havanın arkasından böyle bir soğuk hava dalgası geldiyse, zarar daha fazla olur.
İlkbahardaki donlardan korunmanın bir yolu asmaların çift budanmasıdır. Bu amaçla çubuklar normale nazaran 50-60 cm daha uzun budanarak, dip gözlerin uyanması 7-10 gün kadar geciktirilir. Daha sonra soğuklar geçince veya uçtaki gözlerden çıkan sürgünler 3-8 cm olunca çubuklar esas budanması gerektiği noktadan budanır. Böylece dip gözlerin soğuklarda zarar görme tehlikesi azalır. Buna çift budama adı verilir.
Otlu topraklar bitkilerin gölge etkisi nedeniyle gündüzün çok az ısınır. Yeni işlenmiş topraklarda ise üst katmandaki hava boşlukları izolasyon görevi görür ve toprağın gündüzün ısınmasını azaltır. Nemli ve oturmuş toprakta ise gündüzleri daha fazla ısı depolanır. Gündüzün toprakta depolanan ısı gece havaya radyasyonla dağılır. Gündüzleri toprakta depolanan ısının miktarı ne kadar yüksek ise o toprakta don riski de o derece düşüktür. Don tehlikesi özellikle gün içinde havanın en fazla soğuduğu sabaha karşı meydana gelir. Don tehlikesi açısından topraklar; örtü bitkisi olan toprak > yeni işlenmiş toprak > nemli ve oturmuş toprak şeklinde sıralanır. Toprağın hemen üzerindeki hava sıcaklığı, işlenmeyen topraklarda, işlenen topraklara nazaran daha fazladır. Bu tehlike toprağa yağmur yağması veya toprağın sıkışması ile ortadan kalkmaktadır. Don tehlikesi olan zamanlarda toprağın sürülmesinden kaçınmak gerekir.
Erken sonbahar donları, genellikle asmaların yapraklı olduğu dönemin sonuna doğru etkili olur. Bu dönemde üzümler genellikle hasat edilmiştir. Fakat geçci çeşitlerde veya olgunlaşmanın geciktiği soğuk yörelerde, asmaların üzerinde üzüm olabilir ve bunlar soğuktan zarar görebilir. Böyle durumlarda salkımlar hemen toplanmalıdır.
Etkili sıcaklık toplamı
Asmalar üzümlerini olgunlaştırabilmeleri için belirli bir sıcaklık toplamına ihtiyaç duyarlar. Asma tomurcukları günlük ortalama sıcaklıklar 10°C olunca uyanmaya başlarlar.Bu sıcaklık derecesine eşik sıcaklık denir. Sıcaklık toplamının hesaplanmasında 10°C üzerindeki sıcaklık değerleri esas alınır ve derece.gün olarak ifade edilir. Üzüm çeşitlerinin etkili sıcaklık toplamı isteğinin hesaplanmasında uyanma- hasat veya çiçeklenme-hasat dönemi esas alınır(Çizelge 2). Bir yörenin belirli bir üzüm çeşidinin etkili sıcaklık toplamı isteğini karşılayıp karşılamadığını bulmak için 1 nisan –31 ekim tarihleri arasındaki o yörenin etkili sıcaklık toplamı değerleri bulunabilir. Üzüm çeşitleri etkili sıcaklık toplamı istekleri esas alınarak olgunlaşma dönemleri erkenciden geçciye doğru bir sınıflandırma yapılabilir(Çizelge 3).
Image12.jpg
Image13.jpg
Soğuklama süresi
Bitki tomurcuklarının uyanabilmesi ve çiçek taslaklarının tam olarak oluşabilmesi için, bu tomurcukların belirli süre soğukta kalması gerekir. Buna soğuklama süresi denir ve saat olarak ifade edilir.Bazı araştırıcılar asmalarda soğuklamanın gerekli olmadığını savunurken, bazıları da asmaların çeşitlere göre değişmek kaydı ile belirli süre soğuklama ihtiyacı olduğunu vurgulamıştır.
Ankara ‘da yapılan bir çalışmada, asma tomurcuklarının sürebilmesi için çeşitlere göre Çavuş’ta 100-150, Kalecik Karası’nda 100-200, Hamburg Misketi’nde 180-250 ve Hafızali’de 350-400 saatlik soğuklama süresine ihtiyaç olduğu saptanmıştır.
Yapılan araştırmalarda bazı çeşitlerde hiç soğuklama olmadan uyanma olmasına karşılık, bazılarında belirli süre soğuklamaya gerek olduğu bulunmuştur. Elde edilen sonuçlar çelişkilidir. Bir genelleme yapmak gerekirse 200 saatlik bir soğuklama yeterli olmaktadır. Fakat dünyadaki çoğu bağcılık ülkesinden bu süre pratikte fazlasıyla karşılanmaktadır. Meyve ağaçlarının soğuklama süresinin hesaplamasında 7°C altındaki sıcaklıklar esas alınır. Asmalarda ise genellikle 10°C ın arasındaki sıcaklıklar esas alınmasındaki karşılık 7°C ın altındaki sıcaklıklar da hesaplanabilmektedir.
Yağış
Yağışlar daha çok yağmur ve kar şeklinde görülür. Topraktaki su miktarını arttırarak, asmaların yazın susuzluk çekmesini önler. Aksi taktirde yazın sulama yapmak gerekir. Asmalar yıllık 500-600 mm yağış alan yerlerde sulama yapmaksızın yetiştirilebilir. Fakat sulama yapılmasının verimi arttıracağı da unutmamak gerekir. Ayrıca bu durum toprak özellikleri ve yaz aylarındaki diğer iklim faktörleri ile yakından ilgilidir. Örneğin bağ kumlu topraklarda ise toprak derinliliği az ise veya o yörede yazın çok sıcak rüzgarlar esiyorsa, sulama yapılmadan verimli bir bağcılık düşünülmez. Ayrıca yağışın yıl içinde dağılışı da önemlidir.
Yağışlar çok aşırı ve zamansız olursa toprak altı ve üstündeki hastalık tehlikesi de artar. Asmalar uzun ve yağışsız bir yaz mevsimi ister. Çiçeklenme dönemindeki yağışlar, doğruda veya hava sıcaklığını azaltmak suretiyle, tozlanmayı ve döllenmeyi olumsuz yönde etkileyebilir. Bunun sonucunda da tane tutumu azalabilir. Yağmurlar ben düşme-hasat döneminde yağarsa, topraktan aşırı su alımı nedeniyle tanelerde çatlamalar meydana gelebilir.
Dolu, etkisini daha çok ilkbahar ve yaz başında gösterir. Dolu yağışı nedeniyle asmaların yaprakları yırtılarak fotosentez yeteneği azalır. Ayrıca taneler dolu nedeniyle zarar görerek pazar değerini kaybeder.
Rüzgarlar, özellikle 30cm den küçük körpe sürgünlerin kırılmasına yol açarak fiziksel zarar yaparlar. Hızı 3m/sn den daha yüksek rüzgarlar stomaların kapanmasına ve fotosentez aktivitesinin düşmesine yol açar. Özellikle soğuk yörelerde rüzgarlı yerler daha soğuktur ve buralarda asmalar daha zayıf gelişir. Rüzgarın olumlu etkisi ise bağ içinde havalanmayı sağlayarak hastalıkların azalmasına yardımcı olmasıdır.
Bu mesaja eklenen dosyaları görüntülemek için gerekli yetkilere sahip değilsiniz.
Kullanıcı avatarı
Bennur
Hobibahçemiz
 
Mesajlar: 3063
Kayıt: Cum Şub 05, 2010 23:29
Konum: İstanbul

Re: Bağcılık

Mesajgönderen Bennur » Sal May 24, 2011 14:18

ASMANIN TOPRAK İSTEKLERİ
Toprak özellikleri

Asmalar drenajı iyi toprakları tercih ederler. Ağır killi toraklar bağcılık için uygun değildir. Çok verimli topraklar kaliteli üzüm elde etmek için elverişli değildir. Bu açıdan orta derecede verimli topraklar tercih edilmelidir. Yurdumuzda bu tip topraklara pek rastlanmamasına rağmen, hümüsce zengin ve oldukça nemli topraklarda fazla azottan dolayı sürgün gelişimi artar. Asmalar hastalıklara karşı hassas olur. Bu tip topraklarda üretilen sofralık üzümlerin taneleri yumuşaktır ve taşınmaya elverişsizdir. Topraktaki çakıl ve taşlar doğal drenajı sağlar ve toprağın ısınmasına yardımcı olur. Böylece asmanın gelişimi artar.
Toprak tipleri
Kumlu toprak: Hafif bünyeli, su kapasitesi düşük işlemesi kolaydır. Erkencilik için elverişlidir, fakat mutlaka sulama gerekir. İçerisinde mil ve kil içeren kumlu topraklar bağcılığa oldukça elverişlidir. Kum içeriği %60 ı geçen topraklarda, filokseranın yayılamaması nedeniyle asmalara fazla zararı olmaz. Dolayısıyla bu tip topraklarda aşılama yapılmaksızın asmalar kendi kökleri üzerinde yetiştirilebilir.
Killi topraklar: İşlemesi zor ve drenajı kötüdür. Ağır killi bünyeye sahip topraklar bağcılık için elverişli değildir.Bu tip topraklarda düşük kaliteli fakat bol miktarda üzüm alınır.
Tınlı topraklar: Bünyelerinde %20-50 kil ve %50-80 kum içeren topraklardır. Kalite ve verimli bağcılık için en uygun topraklardır.Fidancılık acısından da son derece elverişlidir.
Çakıllı topraklar: Genellikle dere yataklarında bulunan topraklardır. Havalanması kolay fakat su tutma kapasiteleri düşüktür. İçinde bulunan çakıllar nedeniyle çabuk ısınırlar ve drenaj problemleri yoktur. Erkencilik için elverişlidirler.
Kireçli toprak: İçerisinde kireç oranı %20 veya daha fazla olan topraklardır. Su tutma oranları yüksektir. Total kireç oranı %60 a kadar çıkan topraklarda bile, bu yüksek kirece dayanıklı Fercal, 41B gibi anaçlar kullanılmak suretiyle bağcılık yapılabilir. Kireç oranı çok yüksek olan böyle topraklarda verim çok yüksek olmaz, fakat üzümleri kalitelidir. V. vinifera’lar kendi kökleri üzerinde %70 e kadar total kirece dayanabilir.
ASMANIN YILLIK SEYRİ
Asmalarda yapraklı ve yapraksız olmak üzere yıl boyunca başlıca iki dönem gözlenir. Yapraklı olduğu döneme vegetasyon, yapraksız olduğu döneme ise dinleme dönemi adı verilir. Asmaların aktif olarak büyümesi vegetasyon dönemi içinde oluşur. Bu dönemde asmanın geçirdiği evrelerin başlıcaları; uyanma, çiçeklenme, ben düşme, olgunlaşma ve yaprak dökümüdür. Bunları her birine fenolojik evreler adı da verilir. Asma, yaprağını döktükten sonra kışı dinlenme halinde geçirir ve ilkbaharda havalar ısınınca gözler uyanarak sürgünler oluşur. Fakat bundan önce asmalarda hayatsal olayların başladığının esas göstergesi çubuklardaki budama noktalardan çıkan sudur. Buna ağlama adı verilir.
Asmanın Fenolojik Evreleri
Ağlama

Asmaya su yürümesi veya kanama diye de adlandırılır. Esas nedeni toprağın ısınması sonucu kök faaliyetinin ve topraktan su alımının hızlanmasıdır. Fakat bu dönemde asmada henüz yapraklar oluşmadığı için, alınan su budama amacıyla kesilen yüzeylerden dışarı verilir. Daha sonra yapraklar oluşunca kökten gelen su buharlaşma yoluyla yapraklardan atılır. Asmalardan ağlamayla atılan su miktarını sıcaklık ve geç budama önemli ölçüde etkiler. Bağlarda budama veya aşılama, ağlama döneminden önce tamamlanmalıdır. Özellikle fazla miktardaki ağlama aşı yerinde kallus oluşumunu ve aşı tutmasını engeller.
Uyanma
Tomurcuklardan sürgünlerin çıkmasına verilen isimdir. Bazı araştırıcılar tomurcuk pulları arasında yünsü kısmın görülmesini,bazıları ise yeşil yaprakların görülmesini uyanma olarak kabul eder. Asmalarda ağlamanın başlamasından gözlerin uyanmasına 20-30 gün geçer. Uyanmanın köklerin oluşumuyla bir ilişkisi yoktur. Çünkü kök oluşumu genellikle uyuma ile birlikte başlamaktadır. Aşılı çeliklerde gözler, aşı yerinde kaynaşma olmadan uyanabilir.
Ben düşme
Tanelerin yumuşaya başladığı ve yeşil renginin üzüm çeşitlerine göre beyaz, siyah veya kırmızıya dönmeye başladığı evredir. Ben düşmeden sonra tanede şeker birikimi ve asit parçalanması hızlanır. Ben düşme başlangıcında üzümler genellikle son iriliğinin ¾ ünün almıştır.
Olgunlaşma ( Hasat)
Üzümlerin olgunlaşmasını gösteren en önemli kriter tanedeki kuru madde birikimidir. Fakat bu tek başına yanılgılara neden olabilir. Üzümlerin içerdiği asit miktarı iklimsel faktörlerle yakından ilişkilidir. Sıcak yörelerde asit parçalanması daha hızlıdır. Bu nedenle aynı kuru madde diğerinde, farklı yörelerdeki üzümler farklı miktarda asit içerebilir.Bu ise üzümlerin tadını doğrudan etkiler. Dolayısıyla kuru maddenin asit miktarı ile birlikte değerlendirilmesi hasat olgunluğunun saptanmasında daha gerçekçi bir kriterdir. Bu açıdan olgunluk indisi denilen yüzde olarak kuru maddenin, aside oranı saptanır.
------------------% Kuru madde
Olgunluk indisi:---------------------------------
---------------------- % Asit
Olgunluk indisi değerleri çeşitler için ayrı ayrı saptanarak, tüketicilerin beğenisini kazanacağı en uygun asit ve kuru madde değerleri bulunur. Üzümlerin hasat edilmesi için olgunluk indisinin en az 20/1 olması istenir. Bu değerin düşük olması üzümlerin henüz hasat olgunluğuna gelmediğini gösterir. Üzümler klimakterik göstermeyen yani hasattan sonra olgunlaşmasına devam etmeyen meyvelerdendir. Bu nedenle üzümler en yüksek kalitede iken hasat edilmelidir. Ülkemizde olgunluk indisi değerleri çeşitlere göre değişmekle beraber genellikle 25-35 / 1 arasındadır. Bazı üzüm çeşitlerinin olgunluk indisi değerleri: Alphonse Lavalle, 29/1; Cardinal, 28/1; Perlette, 27/1; Tahannebi, 32/1; Tarsus Beyazı, 25/1.
Asmaların üzerindeki salkımların hepsi aynı tarihte olgunlaşmaz. Asmalarda genellikle 1-2 hafta arayla 2 hasat yapılır. Sıcak bölgelerde veya asmalardaki üzüm miktarının az olması durumunda, hasatlar arasındaki zaman farkı azalır. Hatta bazen tek hasat bile yapılır.
Salkımların hasada geldiği dışarıdan bakılarak ta anlaşılabilir. Üzüm taneleri çeşide özgü rengini alır.Olgun tanelerin rengi toprak ve iklim koşulları tarafından etkilenir. Güneş gören taneler daha iyi renge sahiptir. Asmanın içinde gölgede kalan salkımların taneleri beyaz çeşitlerde daha yeşildir. Siyahlarda ise tam rengini alamaz. Bu tip salkımların kenarındaki yapraklar seyreltilerek tanelerin renklenmesi sağlanır. Salkımların olgunlaştığını gösteren diğer önemli bir kriter de salkım sapının odunlaşması yani kahverengiye dönmesidir. Salkım üzerinde en geç olgunlaşan taneler salkımın uç kısmındadır. Sapa yakın olanlar daha erken olgunlaşır.
Hasat sabahın erken saatlerinde ve havanın serin olduğu bir zamanda yapılmalıdır. Böylece üzüm tanelerinin sıcaklığı da yükselmemiş olur. Salkımlar sapından tutularak ve taneler üzerindeki mumsu tabakaya zarar vermeden bir makas yardımıyla hasat edilmelidir. Hasat zamanında yağmur yağarsa hasadı birkaç gün geciktirmelidir. Hasat sırasındaki yağmurlar üzümlerin çatlamasına neden olabilir. Hasat edilen üzümler bağda veya paketleme evlerinde kasalara yerleştirilerek satışa sunulur. Üzümlerin pahalı olduğu ilk turfanda döneminde kasalar daha küçüktür ve 5 kg üzüm alabilecek büyüklüktedir. Daha sonraki dönemlerde üzümler daha büyük kasalara yerleştirilir.
Yaprak dökümü
Üzüm hasadından sonra sonbaharda yapraklar işlevini kaybeder ve dökülürler. Yaprakların sonbahar rengi beyaz üzüm çeşitlerinde sarı; kırmızı veya siyah üzüm çeşitlerinde sarı veya kırmızı olabilir. Yaprakların dala bağlandığı noktada bir ayrım tabakası oluşarak ve dal üzerinde bir yaprak izi bırakarak dökülür. Sonbaharda havaların soğuk gitmesi yaprak dökümünü hızlandırır. Sıcak iklim koşullarında yapraklar bazen yılbaşına kadar asma üzerinde kalabilir. Geçci çeşitlerde bazen yaprak dökümü olmasına rağmen asmalar üzerinde salkımlar kalabilir. Üzüm hasadından sonra yapraklar yeşil iken bağa hayvan sürüleri sokularak asma yapraklarının hayvanlara yedirilmesi doğru değildir.
Kullanıcı avatarı
Bennur
Hobibahçemiz
 
Mesajlar: 3063
Kayıt: Cum Şub 05, 2010 23:29
Konum: İstanbul

Bağ Tesisi

Mesajgönderen Bennur » Sal May 24, 2011 14:20

Filoksera ve nematod gibi toprak zararlılarının olmadığı yerlerde, üzümünü yediğimiz asmaların çubukları köklendirilerek, bağ tesis edilebilir. Buna eski bağcılık denir. Fakat bağın ekonomik ömrünün 40 yıl gibi uzunca bir süre olması ve yukarıdaki saydığımız tehlikelerin her an bulaşma riskinin olması nedeniyle verimli bir bağcılık için asmaların anaçlar üzerine olması gerekir. Bu tip bağcılığa ise yeni bağcılık adı verilir. Kum içeriği %60 ve daha fazla olan topraklarda filokseranın yayılması zor olduğu için böyle topraklarda kısmen eski bağcılık yapılabilir. Bu tip topraklar genelde nehir kenarlarında bulunur. Yurdumuzda Gediz nehrinin etrafında yapılan bağcılık buna iyi bir örnektir. Fakat böyle yerlerde nematod problemine dikkat etmek gerekir. Ayrıca kumlu topraklarda, susuzluktan etkilenmemek için, fidanlar normale göre biraz daha uzun olmalıdır. Hiç bağcılık yapılmamış yörelerde veya ev bahçelerinde aşılı fidan kullanılmasa da olur. Fakat bu asmalara her an filokseranın bulaşabileceği riskini de gözden uzak tutmamak gerekir. Bu tip yörelerde dışarıdan getirilecek fidanlar filokseranın bulaşmasına neden olabilir.
Uzak mesafelerden getirilecek fidanların taşınma sırasında çok iyi korunması ve özellikle köklerin rüzgar nedeniyle kurumaması gerekir. Fidanlar kamyonlarla taşınacak ise üzerleri sıkıca örtülmelidir. Gelen fidanlar hiç açıkta bırakılmadan hemen toprağa gömülmeli veya soğuk hava depolarına konulmalıdır. Toprakta açılan hendeklere tamamen veya kısmen gömülen fidanların üzeri sulanarak, toprakta hava boşluklarının kalması önlenir. Aynı şekilde soğuk hava depolarında çalışan fanlar nedeniyle hava akımı oluşuyorsa fidanlar kuruyabilir. Bunun önüne geçmek için fidanların üzerine plastik örtülür veya fidanlar naylon torbalara konulur. Ayrıca fidanlar depoda kumda da saklanabilir. Hastalık oluşturabilmesi nedeniyle talaş pek önerilmez. Bu şekilde hazırlanan fidanlar 1-4 °C da birkaç ay depolanabilir.
Fidanlar dikimden 1 gün önce veya en az 6 saat önce suya ıslatılarak, varsa su kaybı giderilir. Eğer fidanlarda filokseraya veya nematod gibi zararlılar veya kök çürüklüğü
(Phytopthora cinnamonii) gibi hastalık etmeni varsa sıcak su uygulaması yapılabilir. Bu amaçla fidanlar 15 dakika 48-50°C lık sıcak suya ve bunu takiben de hemen soğuk suya (18-20°C) batırılır. Daha sonra fidanlar hemen dikilir. Tekrar depoya konulmaz.
Yer Seçimi
Bağ tesisi edilecek yerlerde toprak derinliğinin sulanabilir bağlar için en az 50cm, sulanmayan bağlar için ise en az 100 cm olması gerekir.
Yer seçimini etkileyen en önemli faktör sıcaklıktır. Asmaların sağlıklı ürün verebilmesi için en az 165 gün don olayının olmadığı bir iklime gerek vardır. Bu süreç 180 gün veya daha fazla ise bağlar daha güvenle kurulabilir. İlkbahardaki geç donların sürgünlere, sonbahardaki erken donların ise salkımlara zarar vermemesi gerekir. Deniz seviyesinden yükseldikçe hava soğuduğu için yayla yerlerde asmaların üzümlerini olgunlaştıracağı sıcaklık toplamını almasına dikkat etmek gerekir.Yurdumuzda bazı yörelerde 1600 metreye kadar yükseklikte bağlara rastlanabilmektedir.
Yurdumuzda doğudaki çok soğuk yerler ve yüksek yaylalar hariç, çoğu yörede bağcılık yapılabilir. Kışın sıcaklık uzun süre -15°C ın altına düşmemelidir. Hastalık açısından havalanması kötü olan yerler ve don tehlikesi olan bölgelerdeki çukur yerler bağcılığa pek elverişli değildir.
Bağ kurulacak yerin ulaşımının ve üzüm pazarlanmasının kolay olduğu, özellikle budama ve hasat döneminde işgücü sorunun olmadığı yerlerde kurulmasında yarar vardır.
Arazi Hazırlığı
Yaşlı bir bağ veya meyve bahçesi sökümünü takiben aynı yere hemen yeniden bağ kurulmaz. Toprağı en az 1 yıl dinlendirmek gerekir. 2-3 yıl dinlendirmek daha iyidir. Bu süreç içerisinde toprağa hayvan gübresi verilerek tahıllar veya yeşil gübre bitkisi olarak baklagiller yetiştirilebilir. Dikim yapılmadan önce arazinin tesviye edilerek düzeltilmesi gerekir. Bu özellikle karık yöntemiyle sulanacak bağlar için daha da önemlidir. Fakat tesviye sırasında toprak derinliğini gözönüne almak gerekir. Çukurlar doldurulacak diye diğer kısımlardaki toprak derinliğinin azalmasına veya ana kayanın yüzeye çıkmasına neden olunmamalıdır. Dikimden önce toprak 50 cm kadar olacak şekilde derince sürülmelidir. Bunu tekli büyük pulluklarla yapmak mümkün olabileceği gibi, dipkazan ile toprağı aktarmadan yapmak da mümkündür. Dipkazan özellikle dozerle çekilirse toprağı 70-80 cm derine kadar işleyebilir. Böylece toprağın altındaki sert ve geçirimsiz tabakalar kırılarak, köklerin yayılmasına uygun bir ortam yaratılır. Dipkazan 60-100 cm arayla ve kare oluşturacak şekilde çift yönde çekilir. Böylece fidanlar daha hızlı gelişerek erken verime yatar. Dipkazan bu amaçla toprağın en kurak olduğu devrede yani yaz sonu veya sonbahar başında çekilmelidir. Ayrıca kışın veya baharda dipkazan çekilerek bir nevi drenaj kanalları oluşturulabilir. Bu durumda dipkazanın arkasına bir topuz bağlanarak toprak içinde drenaj kanalı oluşturması sağlanır. Özellikle su tutan topraklarda bağın etrafına drenaj hendekleri açılarak bağın uzun süre su altında kalması önlenir. Fakat bu durumda hendeklerin çıkışlarının komşu tarlalara zarar vermeyecek şekilde düzenlenmesi gerekir.Varsa bir ana drenaj kanalına veya nehire bağlanması en uygun yoldur. Asmaların kışın dinlenme dönemlerinde en fazla 60 gün kadar su altında kalmaya dayanabileceğini unutmamak gerekir.
Dikim Aralıkları
Asmalara verilecek aralıklar iklim, toprak,çeşit, bağın bulunduğu bölge, terbiye sistemi uygulanacak kültürel işlemler ve özellikle kullanılacak alet ve ekipmanlara göre değişir. Sıra arası 2-3 m, sıra üzeri1.5-2.5 m arasında bırakılabilir. Telli terbiye sistemi uygulanan ve orta boy traktör kullanılan bağlar için sıra arası 3 m, sıra üzeri 2.5m uygun bir aralıktır. Zayıf topraklarda ve çeşitlerde aralıklar daha dar tutulabilir. Erkencilik istenen yörelerde asmalar daha sık dikilebilir. Sıraların yönü konusunda arazinin durumu ve hakim rüzgar yönü en belirleyici unsurdur. Sıralar arazinin şekline ve traktörün çalışmasına uygun olmalıdır. Sıra başlarında traktör dönüşü için gerekli boş alanları azaltmak için, sıralar genelde bağın uzun kenarına paralel olmalıdır. Sıra aralarında hava akımı sağlayarak hastalıkların azaltılması açısından sıralar hakim rüzgar yönüne paralel olmalıdır. Başta soğuk yöreler olmak üzere güney- kuzey doğrultusu öncelikle tercih edilebilir. Fakat sıcak yörelerde sıraların toprağa uzun süre gölge yapıp nem kaybını azaltması açısından sıralar arazi durumu uygun ise doğu-batı yönünde de kurulabilir. Soğuk yörelerde güney, sıcak yörelerde ise kuzeye bakan yamaç araziler bağ için seçilebilir. Meyilli arazilerde erozyonu azaltmak amacıyla sıralar mutlaka meyile dik olmalı ve yine toprak meyile dik işlenmelidir.
Dikim Şekilleri
Asmalarda genellikle dikdörtgen dikim uygulanır. Bir dikdörtgenin köşelerine gelecek şekilde dikim yapılabilir. Benzer olarak kare ve üçgen dikim şekilleri de vardır. Üçgen dikimde birim alana dikilen fidan sayısı daha fazladır.
Meyili % 8 e kadar olan arazilerde kontur dikim uygulanmasında yarar vardır. Daha meyilli arazilerde teras yapmak gerekir. Kontur dikimde sıralar suyun akış yönüne doğru % 1 meyilli olmalıdır. Kontur dikimde asmalar meyil aşağıya düzgün bir hat oluşturabilecek şekilde dikilebilir. Bu durumda sıra üzeri mesafeler eşit olmaz. Başka bir dikim ise tesviye eğrileri üzerinde sıra üzerleri eşit olacak şekilde dikim yapılmaktadır. Bu durumda ise asmalar meyil aşağıya aynı hizada olmayabilir. Sürüm daima meyile dik olacak şekilde yapılmalıdır.
Çeşitler sıralara karışık dikilmemelidir Eğer bağda bir kaç çeşit bulundurulacak ise ayrı parseller halinde oluşturulmalıdır. Tozlayıcı isteyen dişi çiçekli çeşitlerde (Çavuş gibi) , 9 dişi çiçekli çeşide bir tozlayıcı gelecek şekilde veya her üç sıradan sonra bir sıra tozlayıcı olacak şekilde dikim yapılmalıdır.
İşaretleme
Dikim yerlerinin işaretlenmesinde çelik tel, küçük baklalı zincir ve ip kullanılabilir. Küçük çaplı bağlarda ip kullanılarak işaretlemek mümkünse de, alan genişledikçe ip esneyeceği için sıralar düzgün çıkmayabilir. Bunların üzerinde sıra arası ve üzeri mesafeler boya, bez veya renkli tel ile işaretlenmelidir. Bu mesafeler aynı tel üzerinde farklı renklerde işaretlenebileceği gibi, her biri için de ayrı tel kullanılabilir.
Bağlarda sıraların oluşturulmasında tarlanın uzun kenarı esas alınır. İlk sıra bu uzun kenara göre düzgü bir şekilde oluşturulur. Daha sonra bu ilk sıra üzerinde dik, ikizkenar veya eşkenar üçgen prensipleri esas alınarak dik çıkılır ve ilk sıraya paralel yeni geçici doğrular oluşturulur. Dik üçgen yardımıyla çıkılan diklerde 3-4-5 veya katları esası uygulanır. Buna göre üçgenin tabanı 3, dik kenarı 4 ve uzun kenarı (hipotenüsü) 5 birim
(veya metre) olacak şekilde uzun kenara dik çıkılır. İkizkenar veya eşkenar üçgende yan kenarlar eşit uzunlukta olup, tepe noktasından inilen dik tabanı ortadan ikiye böler. Bu üçgenler sayesinde ilk sıradan eşit uzunlukta geçici paralel doğrular oluşturulur. Bunlardan ana sıraların oluşturulmasında yararlanılır. İlk sıraya çıkılan dikler üzerinde sıra arası mesafeler işaretlenir. Bu mesafeler ilk uzun sıraya paralel olacak şekilde birleştirilir. Oluşturulan bu sıralar üzerinde sıra üzeri mesafeler işaretlenir. Sıralar üzerinde işaretlenen noktaların ilk sıra ile aynı hizada olmasına dikkat edilir. Geçici paralel doğruların oluşturulmasında kullanılan kazıklar daha sonra sökülür. Sıraların oluşturulmasında dikkat edilecek en önemli konulardan biri, sıra başlarında traktörün dönebileceği kadar boşluk bırakılmasıdır. Traktörün veya kullanılacak ekipmanların büyüklüğüne göre en az 5-6 m olmalıdır. Ayrıca sıralar komşu tarladan sıra arası mesafesinin en az yarısı kadar uzakta olmalıdır. Sıraların uzunluğu daha önce yapılacak hasat ve kültürel işlemlerde sıkıntı yaratmaması için 100 metreyi geçmemelidir.
Dikim
Fidanlar uyanmadan önce dikilmelidir. Genellikle şubat ayının ikinci yarısı en uygun zamandır. Sıcak yörelerde asmaların yapraklarının sonbaharda dökümünden ilkbahara kadar dikim yapılabilir. Soğuk yörelerde ise kış soğukları geçtikten sonra dikim yapılmalıdır.
Dikimden önce fidanların budanması gerekir. Bu amaçla aşı yerinde ve gövdeden çıkmış yan kökler tamamen çıkartılır.
Dip köklerden yaralı olanlar veya kırılanlar varsa kesilerek çıkarılır. Dip kökler 10-20 cm kalacak şekilde kısaltılır. Köklerin aynı zamanda bir besin deposu olması nedeniyle aşırı kesimlerden ve kısaltmalardan sakınmak gerekir. Budamalar serin ve gölge bir yerde yapılmalı ve fidanlar hemen dikilmelidir. Dikim uzun sürecekse fidanlar su dolu bir kovada dikime kadar tutulmalıdır. Bağlarda fidanların tutmamasının en büyük nedenlerinden biri, fidanlıktan sökümden dikime kadar geçen herhangi bir sürede su kaybı nedeniyle fidanların kurumasından kaynaklanır. Bağda fidanların dikileceği yerler belirlenerek buralara işaret kazıkları dikilir. Daha sonra çukuru açmak gerekir. Fakat bu işaret kazığının çukurun hangi noktasında olduğunu belirlemek amacıyla, çukur açmadan önce dikim tahtası kullanılarak çukurun iki tarafına yardımcı kazıklar çakılır. Dikim tahtası 10-15 cm genişliğinde ve 150 cm uzunluğunda, iki ucunda ve ortasında V şeklinde kertikler bulunan bir tahtadır. Çukurlar açılmadan önce tahtanın orta kertiğine işaret gelecek şekilde toprağın üzerine yerleştirilir. İki uçaktaki kertiklere de yardımcı kazıklar dikilir. Tahta tüm işaret kazıklarına aynı yönde gelecek şekilde yerleştirilmelidir. Fidan tahtanın orta kertiğine gelecek ve aşı yeri toprak seviyesinin 5 cm üzerinde olacak şekilde dikilir. Dikimden sonra yardımcı kazıklar sökülür.
Bazı ülkelerde dikim budamasını takiben fidanlar aşı yerinin altına kadar parafine batırılır. Fakat bu uygulamanın çok sıcak yörelerde parafinin aşırı ısınma nedeniyle fidanlara zarar verebileceği belirtilmiştir. Kümbet yapılacak ise buna gerek yoktur.
Çukurlar 40x40x40 cm boyutlarında açılmalıdır. Çukurlar kürekle açılabileceği gibi traktöre monte edilen dikim burgularıyla da açılabilir. Fakat burgu özellikle killi topraklarda çukur kenarlarının sertleşmesine neden olur. Bu sert tabaka dikim esnasında kürekle sıyrılırsa, kökler daha iyi gelişir. Köklü fidanların dikiminde çukur açılması en iyi yoldur. Fakat bazen çok büyük alanlarda bağ tesisinde fidanları kısa sürede dikim zorunluluğu varsa, önce sıralardan dipkazan çekilir. Sonra bu sırada üzerinde bağ küsküsü veya yaklaşık 5 cm çapında ucu sivri borularla delikler açılarak fidanlar bu deliklere dikilebilir. Deliğin dibine kum veya yanmış hayvan gübresi koymak fidanın köklenmesini kolaylaştırır. Delik daha sonra hortumla sulanarak kapatılır. Özellikle sıcak yörelerde çukurlardaki toprağın kurumaması için çukurları çok önceden açmak pek önerilmez. Dikim Çukurlarının dibine yanmış çiftlik gübresi konulabilir. Ayrıca dikim gübrelemesi olarak fosforlu ve potasyumlu gübreler de verilmelidir. Fakat bunların toprakla iyice karıştırılması gerekir. Çukurun dibine tavlı toprak konularak hafifçe bir tümsek yapılır ve fidan bunun üzerine yerleştirilir. Daha önce dikim tahtası yardımıyla işaretlenen yardımcı kazıklar tahtanın iki ucu gelecek şekilde tahta çukurun üzerine yerleştirilir. Dikilecek fidan, tahtanın orta kertiğinde olmalı ve aşı yeri, toprak seviyesinin 5 cm kadar üzerinde olmalıdır. Çukur yarısına veya 2/3 üne kadar üstten çıkan toprakla doldurulduktan sonra bir kova kadar can suyu verilir. Su çekince çukur toprakla doldurulur. Fidan üzerine, gözleri tamamen kapatacak ve tepe kısmı en üst gözden 5 cm kadar yukarıda olacak şekilde keseksiz ve tavlı toprakla bir kümbet ( köstebek) yapılır. Bunun faydası yeni kökler oluşuncaya kadar gözün sürmesini geciktirmek ve kesim yüzeylerinin kurumasını önlemektir. Ağır topraklarda kümbet yapmak bazen gözlerden çıkan sürgünlerin toprak yüzüne çıkmasını önler. Bunu önüne geçmek amacıyla fidanın üzerine altı ve üstü çıkarılmış bir konserve kutusu konularak içine hafif bünyeli toprak veya kum konur. Daha sonra kümbet yapılır. Bunu takiben konserve kutusu hafifçe çekilerek alınır. Böylece sadece fidanın etrafı kumlu kalır ve dolayısıyla sürgünlerin yüzeye çıkması kolaylaşır. Dikim tamamlanınca fidanın yanına kalınca bir herek dikilerek, daha sonra çıkan sürgünler bu hereğe bağlanır. Yurdumuzda bazı yörelerde fidanlar dikilmeden önce taze sığır gübresi, toprak ve suyla hazırlanan bir bulamaca batırılıp dikilir. Böylece kök kesim yüzeylerindeki yara yerleri kapatılarak köklerin kuruması önlenir. Kurak yörelerde can suyu verilmeyecekse uygulanabilecek bir yöntem olabilir. Aynı şekilde bazı yörelerde bağ, çelik dikilerek kurulur. Bu durumda biri yedek olmak üzere çukurlara 2 çelik dikilir. İkisi de tutarsa birisini sonbaharda sökerek tutmayanların yerine dikilmesi gerekir. Her çukurda tek bir asma olmalıdır.
Kullanıcı avatarı
Bennur
Hobibahçemiz
 
Mesajlar: 3063
Kayıt: Cum Şub 05, 2010 23:29
Konum: İstanbul

Genç Bağların Bakımı, Toprak İşleme

Mesajgönderen Bennur » Sal May 24, 2011 14:26

Asmaların dikimini takip eden ilkbaharda fidanların etrafında çıkan otlar temizlenmeli ve sıra araları sürülmelidir. Çıkan sürgünlerin biraz gelişmesine izin verilir. Daha sonra en kuvvetli gelişen bir sürgün bırakılır, diğer sürgünler çıkarılır. Haziran ayı içerisinde kümbetler açılarak aşı yerinin üzerinden çıkan kökler (boğaz kökleri) temizlenmelidir. Özellikle sıcak yörelerde fidanlar yazın mutlaka birkaç kez sulanmalıdır. Sulama fidanlarının gelişimini hızlandırır. Anaçların aşıya çabuk gelmesini sağlar. İlk yılı takiben bağda tutmayan fidanlar varsa bunlar kışın tamamlanır.
İlk yıl kış budamasında sürgünün gelişimine bakılarak çubuğun kaç gözden budanacağına karar verilir. Sürgün ilk yılki gelişimi anaçlara toprağa ve kültürel işlemlere göre değişir. İlk yıl oluşan tek sürgünün gelişimi 10 cm den az ise ya anaç uygun değildir ya da aşı yerinin kaynaşması iyi değildir. Ayrıca topraktan kaynaklanan bir problem de olabilir. Bu tip fidanların değiştirilmesinde yarar vardır (Çizelge 4). Sürgünler hereklere gevşek bağlanmalıdır. Aksi takdirde ipler sürgünleri sıkar. Genç bağlarda aynı verimli bağlarda olduğu gibi ilaçlama programı uygulanabilir. Fakat genelde sürgünler çok sıkışık olmadığı için fazla ilaçlamaya gerek duyulmaz. Özellikle soğuk yörelerde fidanların aşı yerlerinin soğuktan zarar görmesini önlemek amacıyla sonbaharda fidanlara doğru toprak devrilerek sıra üzeri örtülür. İlkbahardaki sürümde ise bunun tersi yapılarak boğazlar açılır. Asmalarda ikinci yıldan verime yatıncaya kadar geçen sürede yine ilk yıldakine benzer uygulamalar yapılır.Sürgünler hereklere bağlanır, boğaz kökleri alınır.Verilecek terbiye sistemine uygun olarak yapılması gerekli olan işler yerine getirilmelidir. Genç bağlarda özellikle boğaz köklerin alınması ihmal edilmemelidir. Asmalar 3. yıldan itibaren salkım oluşturmaya başlar. Daha önceki yıllarda salkım oluşmuş ise bunlar çiçek açmadan koparılmalıdır. Böylece asmalardaki besin maddelerinin kök ve dal oluşumuna harcanması sağlanmalıdır. Üçüncü yılda asmanın gelişimine göre birkaç salkım bırakılabilir.
Image14.jpg
BAĞLARDA TOPRAK İŞLEME
Toprak işleme, bitkilerinin etrafındaki toprağın mekanik araçlarla gevşetilmesi, aktarılması ve karıştırılmasına verilen isimdir. Toprak işleme pratikte ticari bağlarda yapılan en önemli işlerden biridir. Bu çok yararlı işlem aşırı bir şekilde yapılırsa bazen zararlı olabilir. Örneğin toprağın yapısı bozulabilir veya üst toprak katmanlarında sıkışıklık yaratabilir. Bu nedenle gereksiz sürümden kaçınmak gerekir. Toprak işleme yapılsın veya yapılmasın, toprak yüzünde meydana gelen buharlaşma ile üstteki 10-20 cm lik bir toprak katmanı tamamen kuruyabilir. Drenajı iyi olan topraklarda 20 cm derinlikten sonraki su buharlaşma ile değil, asmanın kökleri tarafından tüketilir.
Toprak işlemenin amaçları:
1. Yabancı otlar yok edilir.
2. Sulama, tarımsal savaş ve hasat gibi işler kolaylaşır.
3. Yeşil gübreleme yapılacaksa bu bitkiler için tohum yatağı hazırlanmış olur.
4. Gübreler toprak içine karıştırılır.
5. Yağışlar nedeniyle oluşan suların toprak içine girmesi kolaylaşır.
6. Bazı böceklerle savaşta kolaylık sağlar.
Toprak işlemenin esas etkisi, topraktaki suyun kullanımında asmalar ile rekabete girecek yabancı otları yok ederek, topraktaki suyun muhafazasına yardımcı olmaktır. Dolayısıyla yabancı otları öldüren herbisit (yabancı ot ilaçları) ve malç ( plastik veya saman gibi maddelerle toprak yüzünün özellikle sıra üzerinin örtülmesi) uygulamaları da aynı şekilde topraktaki nemin muhafazasına yardımcı olur. Bağlarda yabancı otlar devamlı kontrol altında tutulmalıdır. Bu işlem ilkbaharda kış yağışlarının ardından yapılmaya başlanır. Böylece yabancı otların yaz ayları içinde asmaların su ve besin maddelerine ortak olması önlenir. Fakat toprağın devamlı işlenerek otsuz bırakılması, her bağ için uygun olmayabilir. Özellikle meyilli arazilerde toprak erozyonunu önlemek için bağlar otlu bırakılabilir.
Bağlarda özellikle karık sulama yapılacaksa suyun düzenli olması gerekir. Bu nedenle karıklar hazırlanmadan önce bir sürüm yapılarak toprak kabartılır ve düzeltilir. Aynı şekilde ilaçlamada veya hasatta kullanılacak alet ve ekipmanların bağ içinde rahat hareket edebilmesi için sıra aralarının engebeli değil, düz bir şekilde olması gerekir. Bu ise toprağın işlenmesiyle mümkündür. Böylece bağlarda özellikle hasat sırasında, yüksek boylu yabancı otların olması hasadı güçleştirmesi nedeniyle pek istenmez. Bu nedenle bazen hafif bir diskaro çekilerek toprak düzeltilir ve kabartılır. Özellikle sofralık üzüm bağlarında toprağın devamlı karıştırılarak üzümlerin üzerinde toz birikmesinden kaçınmak gerekir.
Toprağın bünyesini iyileştirmek, toprağa besin maddesi ilave etmek ve erozyonu önlemek amacıyla yeşil gübre bitkisi (baklagiller, vb) kullanılan yerlerde tohum yatağı hazırlamak için toprağın işlenmesine gerek duyulur. Aynı şekilde bu bitkilerin toprağa karıştırılmasında da toprağın sürülmesi gerekir. Kışlık yeşil gübre bitkisi yetiştirilen bağlarda kış yağışlarından sonra yüzlek bir sürümle, toprak asmalara doğru devrilerek sıra üzerindeki otların üstü kapatılır. Daha sonra yapılacak bir sürümle bu topraklar sıra arasına devrilerek asmaların boğazları açılır. Bu son sürüm biraz daha derin yapılır ve sonra diskaro ile toprak düzeltilir. Daha sonraki toprak işlemeler ise diskaro ile yapılabilir. Yabancı otlar fazla büyürse diskaro yetersiz kalabilir. Bu durumda tekrar pullukla sürüm gerekebilir.
Suni gübrelerden özellikle fosforlu ve potasyumlu gübrelerin toprak içinde hareket hızının az olması nedeniyle toprağın aktif kök derinliğine verilmesi gerekir. Dolayısıyla bu gübrelerin bağa atılmasını takiben biraz derin sürüm yapılarak veya dipkazan yardımıyla bu gübreleri toprağın 30-35 cm derinliğine vermek gerekir. Aynı şekilde azotlu gübrelerin bağa atılmasını takiben hemen toprak içine karıştırılması gerekir. Aksi taktirde azot kaybı olabilir. Bunun pratikte uygulanması ya yağmurdan hemen önce gübrenin bağa verilmesini takiben sürüm yapılarak toprak içine karıştırılması şeklindedir.
Üst toprak tabakasının sıkışması durumunda bunun giderilmesi için yine toprak işlemeye gerek vardır. Fakat bu sürümün etkisi geçicidir. Toprağın devamlı surette sık sık işlenmesi geçirgenliğini azaltır. Çok ıslak ya da çok kuru toprakların işlenmesinden kaçınmak gerekir. Topraklar tavında iken sürüm yapılmalıdır. Aksi takdirde toprak sertleşir ve sürümden sonra büyük kesekler oluşur. Diğer taraftan devamlı olarak aynı derinlikte ve sık bir şekilde toprak işleme, sürüm derinliğinin hemen altında (20-25 cm derinlikte) pulluk tabanı veya taban taşı denilen sert ve geçirimsiz bir tabakanın oluşmasına neden olunur. Bunun oluşumu, toprağın tavında ve gerektiği zaman sürülmesi ile azaltılabilir. Ayrıca sürümden vazgeçip, toprağı seyrek olarak diskaro veya kaz ayağı ile yüzeysel olarak fakat toprak tavında iken işlemek de çözüm olabilir. Toprağın ıslanıp kuruması tek yıllık yabancı ot köklerinin toprak içinde kuruması toprağın işlenmesinde derin sürüm kadar etkili olabilir. Pulluk tabanı oluştuktan sonra, bunu kırmak için genellikle dipkazan (riper, subsoiler) ile derin sürüm önerilir. Fakat verime yatmış bağlarda bunu yaparken birer sıra atlanmak suretiyle dipkazan çekilmelidir. Aksi takdirde asmaların her iki tarafında derin işleme yapılarak kökleri kesilirse, asmalarda susuzluk belirtileri görülebilir ve gelişmeleri aksayabilir. Bu amaçla dip kazan çekilmesi yaz sonunda toprağın kuru olduğu bir zamanda ve mümkünse baştan sona yapılmalıdır. Bu amaçla 30-40 cm derinlikte ve 50 şer cm arayla, birer sıra atlanmak suretiyle dipkazan çekmek önerilebilir.
İlkbaharda yabancı otların ortadan kaldırılması ile böceklerin yaşam ortamları yok edilir. Toprak içinde yaşayan böceklerin sürümle toprak yüzeyine çıkarılarak özellikle kuşlar tarafından yok edilmesi sağlanır. Aynı şekilde toprak yüzünde bulunan böcek kokonları toprak içine gömülerek bunlardan yeni böceklerin çıkması önlenmiş olur.
Toprak işleme zamanları:
Yurdumuzda toprak işleme genellikle ilkbahar ( ve kısmen yaz başında ) ve sonbahar aylarında yapılır. İlkbaharda 2-3 defa sonbaharda ise 1 defa sürüm yapmak yeterli olmaktadır.
İlkbaharda toprak işleme:
Yabancı otları temizlemek, toprağı kabartarak havalanmasını sağlamak ve yağmur sularının toprak içine işlemesini kolaylaştırmayı amaçlar. Yabancı otların çıkış durumuna ve toprak koşullarına bağlı olarak genellikle 2-3 defa yapılır.
Çiçekten önce: İlkbaharda nisan-mayıs aylarında çiçekten önce yabancı otların gelişme durumuna göre 1-2 defa yapılan sürümdür. Daha sonraki toprak işlemeye göre biraz daha derin yapılabilir. Çiçeklenme sırasında toprağın su dengesini bozmamak için sürüm yapılmaz.
Çiçekten sonra: Tane tutumunu takiben ve ilk sürümlere nazaran daha yüzlek yapılan bir sürümdür. Bazı yörelerde buna toz çapası adı da verilir. Bu ismin verilmesinin nedeni, önceki sürümlere nazaran toprağın daha kuru olmasından dolayı sürümde toz çıkmasındandır. Yurdumuzda yaz ayları yağışsız geçtiği için, özellikle sulanmayan bağlarda yabancı ot çıkışı yazın pek olmaz. Bu nedenle yazın bağlarda pek toprak işleme yapılmaz. Fakat özellikle sulamadan sonra bazen yabancı otlar aşırı bir şekilde gelişebilir. Böyle durumlarda bir kısım bağcılar toprağı tekrar işleyerek yabancı otları yok eder ve tekrar karıkları açarlar. Sulamadan sonraki yabancı ot çıkışları herbisit kullanımıyla da kontrol altında tutulabilir. Bu durumda diskaro çekilerek otların kesilmesinde yarar vardır. Fakat bu işlem topraktan toz kaldırarak özellikle sofralık üzümlerde tozlanmaya neden olacaksa pek önerilmez.
Sonbaharda toprak işleme:
Üzüm hasadından sonra yapraklar sararmaya başlayınca veya dökülünce yapılır. İlkbahar sürümlerine göre daha derin yapılır. Esas amacı kış yağışlarının toprak içine girmesini sağlamaktadır. Ayrıca yaz aylarında varsa çıkmış olan yabancı otlar da yok edilmiş olur. Sürümden sonra bağ kesekli kalsa bile zararı yoktur. Kış yağışlarıyla bu kesekler kolayca parçalanır.
Yurdumuzda bağların büyük çoğunluğu goble şeklinde terbiye edilmiştir. Özellikle bu bağlarda asmaların dipleri açılır. Bu işleme boğaz açma adı verilir. Bunun başlıca faydaları: asmaların kış yağışlarından daha iyi yararlanmasını ve asmanın boğaz kısmının havalanmasını sağlamak; dip sürgünlerini ve boğaz köklerini temizlemektir. Kışı ılık geçen yörelerde bu işlem sonbaharda yapılmasına karşılık, soğuk yörelerde ilkbahara yakın ve budamadan sonra yapılır. Aksi takdirde kış soğukları boğaz kısmının zarar görmesine ve buradan oluşacak çatlaklardan bağ kanseri gibi bazı hastalık etmenlerinin asmaya girmesine neden olabilir. Hatta kışı çok soğuk geçen yörelerde, asmanın boğaz kısmını soğuklardan korumak için, burası sonbaharda toprakla kapatılır (boğaz doldurma) ve ilkbaharda tekrar açılır.
Toprak işleme şekilleri:
Toprak tavında iken işlenmelidir. Aşırı ıslak ve kuru toprakları işlemekten kaçınmalıdır. Topraklar 15 cm den daha derin işlenmemelidir. Hatta sığ topraklarda mümkün olduğunca daha da yüzlek (5-7.5 cm derinliğinde) bir sürüm yapılmalıdır. Bu nedenle bağların sürümünde bağ pulluğu diye tanımlanan küçük pullukların kullanılması tercih edilmelidir. Bağlarda sürümden önce budama artıkları mutlaka temizlenmelidir. Bağlarda sıra aralarının pullukla sürülmesi ve ULV pülverizatörler kullanarak herbisitlerle sıra üzerindeki yabancı otların öldürülmesi kolay ve ekonomik bir yabancı ot mücadelesi sağlar.
Bağlarda toprak işlemede kullanılacak pulluk, diskaro, kazayağı, tırmık gibi aletlerin seçiminde toprağın yapısı, traktörün büyüklüğü, sıra arası mesafeler, budama artıklarının toprağa karıştırılma durumu, sürücünün yeteneği gibi özellikler dikkate alınmalıdır. Aynı alet tüm koşullarda aynı şekilde hizmet vermeyebilir.
Toprak işlemeye tek yıllık yabancı otların bulunduğu yerlerde, toprak bu otların çimlenmesini engelleyecek ölçüde kuruyuncaya kadar devam edilmelidir. Fakat çok yıllık ve mücadelesi zor olan ayrık, kanyaş gibi yabancı otların olduğu yerlerde, bu otlar yok oluncaya kadar mücadeleye devam edilir.
Tek yıllık yabancı otları yok etmek için kullanılacak toprak işleme yöntemi (Pullukla sürüm; diskaro, kazayağı ve tırmık çekme vb.) fazla önemli değildir. Yalnız toprak işleme aletini seçerken, özellikle bağlardaki çok yıllık yabancı otların türlerine de dikkat etmek gerekir. Örneğin ayrık, kaynaş gibi rizomları vasıtasıyla toprakta çok kolay çoğalabilen yabancı otlarla mücadelede toprak frezesi, diskaro gibi otları parçalayıcı değil; tırmık, kazayağı gibi otları kazarak toprak yüzüne çıkaran aletler kullanılmalıdır. Daha sonra bu tip otlar toplanarak bağdan uzaklaştırılmalıdır. Aksi takdirde parçalanan her bir rizom tekrar köklenerek yabancı otların çoğalmasına neden olur.
Bazı yetiştiriciler yazın toprağın otlu halde bırakılmasının sofralık üzümlerin kalitesini yükselttiğini ifade ederler. Bunun nedeni, yabancı otların asmalarla su ve besin maddesi için rekabete girmesi dolayısıyla sürgün gelişiminin azalmasıdır. Bunu sonucunda da sürgünler için harcanacak fotosentez ürünleri(şekerler) üzümlere yönelir. Dolayısıyla tanelerde şeker birikimi artar ve renklenme iyileşir.
Goble şeklinde terbiye edilen bağlarda her iki yönde sürüm yapılarak sıra arası üzerindeki otlar temizlenir. Telli bağlarda sıra üzerindeki otların temizlenmesinde değişik aletler kullanılabilir. Ayrıca bu otlar herbisit kullanarak ta yok edilebilir. Bu amaçla ULV pülverizatörü kullanmak oldukça etkin ve ekonomik bir mücadele sağlar. Ayrıca otlar çapalanmak suretiyle insan gücüyle de yok edilebilir. Makina kullanımı durumunda duyargalı pulluklar ve traktörün iz genişliğinin dışına taşan pulluklar sıra üzerindeki otlarla mücadelede oldukça etkilidir. Ayrıca dikkatli bir şekilde ve asmalara mümkün olduğunca yaklaşılarak diskaro ile sıra üzerindeki yabancı otlar yok edilebilir.
Bir arazide meyil % 2-10 arasında ise kontur dikim uygulanmalıdır. Daha yüksek meyilli yerlerde toprak işleme aletlerinin kontrolu oldukça zordur. Kontur dikimde toprak meyile dik bir şekilde işlenerek erozyon önlenmiş olur. İyi bir şekilde planlanmış kontur dikimde bağların bakımı düzdeki bir bağ kadar kolaydır.
Bu mesaja eklenen dosyaları görüntülemek için gerekli yetkilere sahip değilsiniz.
Kullanıcı avatarı
Bennur
Hobibahçemiz
 
Mesajlar: 3063
Kayıt: Cum Şub 05, 2010 23:29
Konum: İstanbul

Bağcılıkta Budama

Mesajgönderen Bennur » Sal May 24, 2011 14:39

Bakınız: viewtopic.php?f=68&t=8822
Asmanın çubuk, yaprak, sürgün gibi vegetatif aksamı ile salkım ve tane gibi generatif kısımlarının asmadan uzaklaştırılması işlemine budama denir. Asmaların yapraksız olduğu dinlenme döneminde yapılırsa kış budaması, yapraklı olduğu yeşil dönemde yapılırsa yaz budaması adını alır. Bunun dışında asmalarda sonbaharda yapılan ve aralama denilen bir budama şekli daha vardır. Burada kış budaması uygulanacak verimli ve iyi gelişmiş çubukların dışında kalanlar dipten kesilerek kış budamasına yardımcı olunur. Bu işlem sonbaharda yaprakların sararmaya başladığı, asmalarda esas ürünün ve hatta nefernelerin hasadından sonra yapılır.
Kış Budaması
Asma çubuklarının ve gerekirse yaşlı dalların kesilmesini kapsar. Asmalar genellikle tek yıllık dallar ( çubuk ) üzerinde salkım oluştururlar. Bu nedenle asmanın ekonomik ömrünü uzatmak ve şeklini muhafaza etmek için her yıl düzenli budanması gerekir. Budamada bırakılan çubukların boğum araları normal uzunlukta olmalıdır. Çok kısa veya uzun olanlar tercih edilmez. Budamada bırakılacak çubukların kaç gözden budanacağını belirleyen en önemli faktör çubukların dip gözlerinin verimliliği yani bu gözlerden çıkacak sürgünlerin salkım oluşturup oluşturmadığıdır. Dip gözler iki yıllık daldan itibaren çubuk üzerindeki ilk üç gözü kapsar. Kış budamasında çubukta bırakılacak gözler sayılırken en dipte olan, iki yıllık dalın hemen yanındaki gözler sayılmaz. Bu göz kör göz olarak bilinir ve genellikle salkım oluşturmaz. İlk göz iki yıllık dala 0.5 cm kadar uzakta olan ve kısa da olsa bir boğumarasına sahip olan gözdür.
Kış budaması zamanı: Asmalar, dinlenme dönemi içerisinde yani yaprak dökümünden uyanmaya kadar geçen süre içerisinde budanabilir. Fakat uyanmadan hemen önce meydana gelen ağlama dönemindeki budamadan kaçınmak gerekir. Soğuk yörelerde kış soğukları geçtikten sonra budama yapılmalıdır. Dinlenme döneminin herhangi bir zamanında yapılan budama asma gelişimini ve verimliliği pek etkilemez. Fakat çok geç yapılan budamalar uyanmayı az çok geciktirilebilir. Ayrıca ilkbahar geç donlarının tehlikeli olduğu yörelerde kışın çubuklar normalden daha uzun budanır. Bu durumda önce uç gözler uyanır ve dibe yakın gözlerin uyanması 7-10 gün kadar gecikir. Böylece bu süre içerisinde meydana gelebilecek don tehlikesine karşı gözlerin bir kısmı korunmuş olur. Don tehlikesi geçtikten sonra da çubuklar normal uzunlukta kalacak şekilde kısaltılır. Bu yöntem özellikle Ege bölgesindeki çekirdeksiz üzüm bağlarında uygulanmaktadır.
Kış budaması şekilleri: Asmalardaki budamayı uygulanış biçimlerine ve seviyelerine göre iki şekilde sınıflandırabiliriz:
Uygulanış biçimlerime göre:
a) Saf budama
b) Karışık budama
Budama seviyelerine göre:
a) Kısa budama
b) Orta budama
c) Uzun budama
Asmaların budama seviyelerini etkileyen en önemli faktör çeşidin dip gözlerinden çıkan sürgünler üzerinde salkım bulunması durumudur. Buna dip gözlerin verimliliği adı verilir. Dip gözleri verimli çeşitlerde ilk üç sürgünde salkım oluşmasına karşılık, verimsiz çeşitlerde hiç salkım bulunmaz veya çok ender olarak bulunur. Buna karşılık dip gözleri kısmen verimli çeşitlerde ise, dip sürgünlerin ancak bazılarında az miktarda salkım vardır. Dip gözler genellikle çubuğun en altındaki ilk üç gözü kapsar. Dip gözlerin verimliliği esas
alınarak budamada bırakılan göz sayısına bakımından; kısa, orta ve uzun olmak üzere üç tip budama vardır.
Saf Budama: Tüm çubukların aynı göz seviyesinden budanmasıdır. Bu tip tanımlamaya daha çok kısa budama uygundur.
Kısa budama: Dip gözleri verimli olan çeşitlerde çubukların 1-3 göz üzerinden budanmasıdır. Bırakılacak göz sayısında, en dipte bulunan ve iki yaşlı daldan 0.5 cm uzağa kadar olan gözler dikkate alınmaz. Budama çubuk üzerinde bırakılacak göz sayısı konusunda aşağıdaki pratik yol izlenebilir. Kurşun kalem kalınlığına kadar olan çubuklarda 1 göz, serçe parmağı kalınlığındaki çubuklarda 2 göz, orta parmak çubuklarda 3 göz bırakılır. Ertesi yılki kış budamasında en alttaki çubuk iki-üç gözden kalınlığındaki budanır. Diğerleri dipten kesilir. İleriki yıllarda asmalar yaşlandıkça çubukların çıktığı dallar kollardan uzaklaşabilir
Bu durumda budamada kola, yakın bir obur dal bırakılarak ertesi yıl bunun üzerinde kısa budama uygulanır ve kollardan uzaklaşan yaşlı dal kesilir.
Karışık budama: Asma çubukları 4 veya daha fazla gözden budanarak ayrıca yanlarında ikişer gözden budanmış yedek çubuklar bırakılır. Çeşitlerin dip gözleri kısmen verimli veya verimsiz olması durumunda, salkımlar daha üst gözlerden çıkan sürgünler üzerinde oluşur. Dolayısıyla budamada bırakılan göz sayısının arttırılması gerekir. Fakat bu durumda dip kısımdaki gözler genellikle uyanmaz veya uyansa bile zayıf gelişir. Bu ise önümüzdeki yıl dibe yakın kısımda budanacak çubuk bulmayı zorlaştırır. Dolayısıyla asmanın şekli kısa sürede bozulur. İşte bunun önüne geçmek amacıyla uzun ürün çubuklarının yanına, pek ürün alınmayan fakat ertesi senenin budamasında yararlanılacak kısa çubuklar bırakılır. Ürün alınan uzun çubuklar 4-15 göz üzerinden budanır. Bunlara bayrak adı verilir. Yedek olarak bırakılan kısa çubuklar ise 2 gözden budanır ve ırgat adını alır. Her bayrak için bir ırgat düşünülmelidir. Ertesi yıl bayraklar dipten kesilir. Irgat üzerindeki çubuklardan dibe yakın olanı ırgat, diğeri ise bayrak olarak bırakılır. Bazen ırgat üzerindeki dallardan biri kırılmış olabilir. O zaman ırgat üzerindeki yine ırgat olarak bırakılır. Bayrak üzerinden de iyi gelişen çubuklardan biri bayrak olarak bırakılır. Diğerleri dipten çıkarılır. Karışık budama , bayrak üzerinde bırakılan göz sayısına göre iki şekilde uygulanır:
Orta budama: Bayrak üzerinde 4-7 göz bırakılır. Daha çok dip gözleri az verimli olan ve kuvvetli gelişen çeşitler ile salkımları küçük olan çeşitlere de uygulanabilir. Çekirdeksiz üzüm çeşitlerinde goble terbiye sistemi uygulanan bağlarda yaygın olarak kullanılan bir budama şeklidir. Fakat bazen bu çeşitlerde ırgat bırakılmadan orta budama da yapılmaktadır. Razakı ve Perlette üzüm çeşitlerine de uygulanabilecek bir budama şeklidir.
Uzun budama: Bayraklar 8-15 göz üzerinden budanır. Çubukların gelişme durumu kuvvetli ise göz sayısı 20 ye kadar çıkabilir. Bayraklar oldukça uzun olduğu için dip kısımdaki gözlerde uyanmayanların oranı orta budamaya göre daha fazladır. Bunun önüne geçmek amacıyla, bazı çubuklar aşağı doğru eğilerek veya bükülerek gözler uyanmaya zorlanır. Son zamanlarda çubuklarda homojen uyanmayı sağlamak için Hidrojen siyanamid kullanmaktadır. Bu amaçla, uyanmadan 4-6 hafta önce budamanın hemen arkasından ve %1-2.5 dozunda atılması gerekir.
Yaz Budaması
Asmanın yeşil olduğu dönemde yapılan filiz, uç, tepe ve bilezik alma ile yaprak, salkım ve tane seyreltmesi işlenmelerine verilen genel isimdir. Yeşil budama diye de bilinir. Esas amacı ürünün kalitesini yükseltmektir.
Filiz alma: Sürgünlere henüz sertleşmeden önce, oldukça taze olduğu erken döneme de filiz adı verilir. Asmaların uyanmasını takiben başlayan ve genelde çiçeklenmeye kadar devam eden dönemde obur sürgünlerin alınması ve aynı boğumdan çıkmış 2-3 sürgün varsa bunların sayısının bire indirilmesi işlemidir. Sürgünlerin mümkün olduğunca erken dönemde henüz sertleşmeden alınmasında yarar vardır. Obur sürgünler için bu işlem daha gözler uyanır uyanmaz yapılabilir. Filizlerin erken dönemde alınması, özellikle yara yerlerinin daha küçük olmasını ve dolayısıyla daha çabuk kapanmasını sağlar. Aynı boğumdan çıkan sürgünleri seyreltmede, sürgünlerin 15-20 cm kadar uzaması beklenir. Böylece sürgünlerin hem gelişmesi gözlenir, hem de salkımları belirginleşir. Bu sürgünlerde öncelikle zayıf gelişenler ve salkım taşımayanlar çıkartılarak her boğumda bir sürgün bırakılır.
Filiz almayla besin maddelerini gereksiz sürgünler tarafından kullanılması önlenmiş olur. Sürgünler seyreltilerek asmanın havalanması sağlanır. Böylece hastalıklarla mücadele daha kolay olur. Salkımların güneş görmesi dolayısıyla daha iyi renk alması sağlanır. Fakat çok sıcak yörelerde salkımları tamamen açığa çıkaracak şekilde filiz alma yapmamak gerekir. Aksi taktirde tanelerde güneş yanıklıkları meydana gelir. Böyle yerlerde yarı gölge olacak şekilde bir filiz alma işlemi yapılmalıdır. Bağ devamlı dolaşılarak birkaç dönem halinde filiz alma yapılmalıdır.
Sürgünlerin kırılma riski fazla olan özellikle çok rüzgarlı yörelerde filiz alma daha geç dönemde yapılmalıdır. Don tehlikesi olan yerlerde, bu tehlike geçtikten sonra filiz alma yapılmasında yarar vardır. Eğer asmanın kollarından biri veya bu kollar üzerinde çubukların çıktığı yaşlı dallardan biri kırılmış ve bir boşluk meydana gelmişse bazen bu boşlukların doldurulmasında obur sürgünlerden yararlanılır. Dolayısıyla, bu kısımlardaki obur sürgünlerin tamamını filiz alma ile çıkarmamak ve amaca uygun olanları bırakmak gerekir.
Benzer olarak kollar üzerindeki yaşlı dallar fazla uzamış ve yenilenecek ise bu dalın alt kısmından çıkan obur sürgünlerden biri bırakılarak, bundan kış budamasında yararlanılır. Obur sürgünlerin çok fazla miktarda çıkması o asmada kış budamasında bırakılan göz sayısının az bırakıldığının bir göstergesidir. Bu nedenle ertesi yılki kış budamasında daha fazla göz bırakmak gerekir. Böylece filiz alma işlemi de kısmen azaltılmış olur. Asmanın kuvvetli gelişmesi nedeniyle üzümleri silkme gösteren çeşitlerde, filiz alma işlemini geç ve iki defada yapmak önerilmektedir. Aksi takdirde asmanın daha fazla silkme göstereceği belirtilmiştir.
Uç alma: Sürgünlerin uç kısımlarının kesilmesi işlemidir. Değişik amaçlarla yapılabilir. Sürgünlerin rüzgarlardan kırılmasını önlemek, sürgünlerin uzayarak sıra aralarını kapatmasını ve özellikle soğuk yörelerde toprağa gölge yapmasını önlemek, tane tutumunu arttırmak başlıca amaçlardır. Çiçekten önce veya sonra yapılabilir .Tane tutumunu arttırmak için çiçekten hemen önce veya çiçek başlangıcında yapılması önerilir. Böylece sürgün uçlarına gidecek besin maddeleri salkımlara yönlendirilerek daha iyi bir tane tutumu sağlanır. Çiçekten sonra gerek duyulursa uç almaya devam edilebilir. Asmalarda sürgünlerin gelişimi durduktan sonra yaz sonuna doğru daha derin bir uç alma yapılabilir. Buna tepe alma denir. Amacı dip gözlerin daha iyi gelişimi ve varsa salkımların daha fazla güneş almasını sağlamaktır. Soğuk yörelerde bu sayede ayrıca toprağın gölgelenmesinin önüne geçilerek ısınması sağlanır. Çok rüzgarlı yörelerde sürgünlerin kırılmasını önlemek için çiçekten önce uç alma yapılır. Uç almayı takiben özellikle kesim yerlerine yakın boğumlardan koltuk sürgünleri çıkar. Daha sora bunların da 5-6 yaprak üzerinden uçlarının alınması önerilmektedir.
Uç alma son salkımın üzerinde en az 2 ve genelde 3-4 yaprak kalacak şekilde yapılır. Uç alma işlemi küçük bağlarda tek tek sürgün uçlarının koparılması şeklinde yapılabilir. Fakat büyük bağlarda işgücünden tasarruf amacıyla 40-50 cm uzunluktaki demir bıçaklarla yapılır. Hatta bazı ülkelerde bu amaçla geliştirilmiş çayır biçme makinalarına benzeyen, asmaların yan ve üstlerinden uçlarını kesen uç alma makinaları vardır.
Karışık budanan asmalarda yedekler(ırgatlar) üzerindeki sürgünlerin uç alması önerilmez veya yapılacaksa bile çok hafif bir uç alma yapılmalıdır. Aksi taktirde kış budamasında istenilen uzunlukta bayrak bulunamayabilir. Uç almanın etkileri çeşit, iklim ve toprak özelliklerine göre az çok farklılık gösterebilir. Bu nedenle en uygun uç alma zamanı ve şeklinin bağcı tarafından gözlem yapılarak bulunmasında yarar vardır.
Yaprak alma: Üzümlerin olgunlaşma döneminde ve özellikle salkımın altında kalan dip yaprakların fotosentez yeteneği kaybedip yaşlandığında yapılan bir işlemdir. Öncelikle bu dip yapraklar alınır fakat gerekirse salkımın hemen üstündeki 1-2 yaprak ta alınabilir. Bu sayede salkımların daha iyi havalanmaları sağlanarak hastalıklara karşı önlem alınmış olur. Bu durum özellikle olgunlaşma dönemi serin ve yağışlı geçen yörelerde daha da önemlidir. Ayrıca atılan ilaçların veya büyümeyi düzenleyici maddelerin salkımla daha iyi temasını sağlar. Yaprak alma ile salkımların daha fazla güneş alması sağlanır. Bu ise özellikle sofralık üzümlerde tanelerin daha iyi renk almasına ve salkımların daha gösterişli olmalarına yardım eder. Fakat sıcak yörelerde yaprak alma konusunda dikkatli olmak gerekir. Fazlaca yaprak alınarak salkımlar güneşe tamamen çıkarılırsa, tanelerde güneş yanıklıkları meydana gelebilir. İlkbaharda salamura yapmak amacıyla fazlaca yaprak almaktan ya da sonbaharda hayvanlara yedirmek amacıyla hasadı takiben, bağa sürü salmaktan kaçınmak gerekir.
Bilezik alma: Asmalarda kabuğun belirli kalınlıkta ve tamamen çıkarılarak, yapraklardan aşağıya doğru olan besin maddesinin akışını salkımlara yönlendirilmesini amaçlayan bir işlemdir. Bu amaçla kabuk 0.5 cm kalınlıkta çift ağızlı makasla veya aşı bıçağıyla çıkarılır. Fakat daha incede çıkarılabilir. Buna çizme veya araka adı verilir. Daha zayıf veya sulanmayan bağlarda tercih edilmelidir. Bilezik alma daha çok çekirdeksiz
çeşitlerde kullanılır. Gövdeden veya çubuklardan bilezik alınabilir. Etkileri hemen hemen aynıdır. Gövdeden bilezik alma daha pratik ve ucuzdur. Çekirdeksizde bayrakların dip kısmından bilezik alınabilir. Irgatlardan bilezik alınmaz. Bilezik almada sadece kabuk kesilmeli, alttaki odun dokusuna zarar verilmemelidir. Bilezik alınan kısım 3-6 hafta içerisinde tekrar kabuk bağlar. Bilezik alınan asmalarda aşırı miktarda ürün varsa seyreltme yapılmalıdır. Bakım şartları yerine getirilir ve seyreltme yapılırsa asmalar zarar görmeksizin her yıl bilezik alma yapılabilir. Fakat bazı araştırıcılar devamlı bilezik almanın salkım iriliğini azalttığını ve asmanın ekonomik ömrünü kısalttığını ifade etmiştir. Gövde çapı 35 mm den daha küçük olan zayıf asmalarda bilezik alma yapılamaz.
Bilezik alma başlıca üç amaç için uygulanabilir:
a) Tane tutumunu arttırmak: Bu amaçla çiçeklenme başlangıcında bilezik alma yapılır. Çekirdekli çeşitlerde pek uygulanmaz. Çekirdeksiz çeşitlerde yapılan bir işlemdir. Özellikle Sultani Çekirdeksiz gibi silkme gösteren çeşitlerde bu yolla tane tutumu arttırılabilir
b)Tane iriliğini artırmak: Çekirdeksiz çeşitlerde çiçeklenmenin hemen arkasından yapılır. Çekirdekli çeşitlerde bu amaçla yapılan bilezik almadan önemli bir başarı sağlanmaz. Tam çiçeklenmeden 5-10 gün sonra, tutmuş olan tanelerde hücre bölünmesinin en hızlı olduğu devrede yapılmalıdır. Bilezik almayı takiben tane seyreltmesi yapılmasında yarar vardır.
c) Erkencilik sağlamak: Özellikle çekirdekli çeşitlerde renklenmeyi iyileştirmek ve olgunluğu öne almak amacıyla ben düşme başlangıcında bilezik alma yapılır. Etkisi asmadaki ürün miktarı, asmanın gelişimi ve mevsim şartlarıyla yakından ilişkilidir. Asmanın gücünü azalttığı için pek önerilmez. Sultani Çekirdeksiz ve Perlette gibi çekirdeksiz çeşitlerdeki etkisi önemsizdir.
Salkım seyreltmesi: Çiçeklenmeden önce çiçek salkımlarının, koruk döneminde ise üzüm salkımlarından bir kısmının çıkarılması işlemidir. Daha çok sofralık üzümlerde yapılır. Bu nedenle yapılma zamanına göre iki şekli vardır.
a) Çiçek salkımı seyreltmesi: Çiçeklenmeye kadar olan dönemde yapılır. Fakat esas olarak çiçek salkımlarının belirgin olarak görüldüğü devrede yapmak en uygundur. Böylece koparılacak salkımların fazladan besin maddesi kullanması da önlenmiş olur. Çiçek salkımları çok taze olduğu için bu devrede parmak ucuyla bile koparılabilir. Aynı sürgün üzerinde birkaç salkım varsa en üstteki salkımı koparmak gerekir. Çiçeklenme döneminde salkımların ne kadarının tane bağlayacağı tam belli olmadığından bu tip seyreltme daha ihtiyatlı yapılmalıdır. Özellikle dağınık yapıda salkımlara sahip olan Cardinal ve Alphonse Lavalle çeşitlerinde uygulanabilir. Kalan salkımlar daha iyi tane tutar ve daha güzel görünüşe sahip olurlar. Bu iki çeşitte dipteki ilk salkımın daha geniş dallanması ve şeklinin iyi olmaması nedeniyle seyreltmede alınması önerilmektedir. Buna karşılık Razakı’da dip salkımlar daha iyi yapıdadır. Dolayısıyla seyreltmede alınacak salkımlar, çeşitlere göre değişmektedir.
b) Üzüm salkımı seyreltmesi: Çiçeklenmeden ve genellikle tane tutumundan hemen sonra yapılan salkım seyreltmesidir. Bu devrede salkımların tane tutumu tam olarak gözlenebilir. Bu nedenle öncelikle tane tutumu iyi olmayan ve çok sıkı salkımlar çıkarılır. Salkımlar arasında tane tutumu açısından fark yoksa öncelikle, aşırı irilikteki ya da küçüklükteki salkımların çıkarılmasında yarar vardır. Özellikle sulanmayan koşullardaki geç asmalarda, havalar çok kurak giderse hasada yakın bir dönemde de salkım seyreltmesi yapmak gerekebilir.
Tane seyreltmesi: Salkımlardaki tane sayısının azaltılmasıdır. Daha çok salkımın uç kısmının kesilmesi şeklinde yapılır özellikle iri salkımlı çeşitlerde daha da önemlidir. Çiçeklenmenin hemen arkasından yapılmalı ve taneler birbirleriyle temas edecek büyüklüğe gelmeden tamamlanmalıdır. Tane seyreltmesi bazı çekirdekli çeşitlerde (Tokay, Malaga) tane iriliğinde %30 luk bir artışa neden olmuştur. Seyreltmenin gecikmesi durumunda tane iriliğinde fazla artış olmamıştır. Çekirdeksiz çeşitlerde ise seyreltmenin tane iriliği üzerine bir etkisi olmamıştır. Ben düşme dönemine kadar yapılan tane seyreltmeleri tane rengini olumlu yönde etkilemiştir. Tane seyreltmesi salkımın daha gevşek yapıda olmasını ve hasat zamanında daha fazla pazarlanabilir üzüm elde edilmesini sağlar. Seyreltmeyle salkımın büyüklüğü ve şekli değişir. Perlette gibi sıkı salkımlı çeşitlerde tane seyreltmesi önerilir. Ayrıca Sultani Çekirdeksiz çeşidi sofralık olarak kullanıldığında, salkım üzerinde 200 tane kalacak şekilde bir tane seyreltmesi önerilmektedir. Cardinal ve Alphonse Lavalle çeşitlerinde gelişmemiş tanelerin alınması şeklinde yapılabilir. Çeşitlere göre etkisi değişmektedir. Genel olarak salkımlardaki tanelerin yarıdan fazlasının uzaklaştırılması önerilmektedir. Tane seyreltmesinin bir başka uygulanış şekli süt sağmaya benzer bir şekilde, salkımların baş parmak ve işaret parmağı arasında (veya bir fırça ile) aşağıya doğru sıyrılmasıdır. Bu işlem çiçeklenmenin hemen arkasından, yani döllenmemiş tanelerin dökümünden hemen önce yapılmalıdır. Tane seyreltmesi iyi yapılırsa kırmızı ve siyah renkli çeşitlerde; iri taneli, seyrek yapıda ve renklenmesi iyi salkımlar elde edilir. Ayrıca salkımların hasat zamanındaki çürüme riski azaltılır.
Sülük seyreltmesi: Salkımlar ile sülüklerin orijini aynı olduğu için bazen salkımlar üzerinde sülük ile salkım arası bir dallanma olur. Bu durum genellikle salkımın sapa yakın dip kısmında ve uzunca bir sülüğün uç kısmında bir kaç üzüm tanesi şeklinde görülür. Özellikle sofralık üzümlerde gösterişli salkımlar elde etmek istendiğinden, salkım üzerindeki bu tip sülüklerin çıkarılmasında yarar vardır. Bu işlem çiçekler açmadan önce yapılmalıdır.
Kullanıcı avatarı
Bennur
Hobibahçemiz
 
Mesajlar: 3063
Kayıt: Cum Şub 05, 2010 23:29
Konum: İstanbul

Bağların Gübrelenmesi

Mesajgönderen Bennur » Sal May 24, 2011 14:46

Bitkilerin gelişip ürün verebilmesi için 16 bitki besin elementine mutlak ihtiyaçları vardır. Bunların bir kısmı makro besin elementleri(karbon, hidrojen, oksijen, azot, fosfor, potasyum, kükürt, kalsiyum, magnezyum), diğer bir kısmı ise asmalarda az miktarda bulunan (demir, mangan, bakır, çinko, molibden, bor, klor) mikro besin elementleridir. Bağlara verilecek gübre miktarı iklim, toprak, anaç, üzüm çeşidi, sulama vb. gibi birçok faktöre bağlı olarak değişir. Bu nedenle tüm bağlar için uygulanabilecek tek bir gübre reçetesi vermek yanlış olur.Bu nedenle farklı kitaplarda farklı dozlar önerilebilir. Bağın gerçek gübre ihtiyacını saptamak için mutlaka toprak ve yaprak analizlerinin yaptırılması gerekir. Burada verilen değerler bir fikir vermesi açısından seçilen ortalama değerlerdir.
Bağların Değişik Dönemlerde Gübrelenmesi.
Bitki besin maddelerinin asmalara verilmesi, gelişme evrelerine göre; a) Fidanların dikimi esnasında uygulanan tesis veya dikim gübrelemesi, b) Genç bağların gübrelemesi, c) Verimli bağların gübrelenmesi diye ayrılır.
Tesis gübrelemesi: Fidan dikiminde yapılması gereken gübrelemedir. Bu amaçla sadece, topraktaki hareket hızı az olan, fosfor ve potasyum kullanılır. Magnezyum noksanlığı gösteren topraklarda, dekara 25-50 kg arasında magnezyum oksit olacak şekilde, bu gübrenin de verilmesi önerilmektedir (Dekara verilecek miktar çukur sayısına bölünerek herbir çukura düşen miktar bulunur). Gübreler çukurların dibine konularak, toprakla iyice karıştırılır. Daha sonra dikim yapılır. Fosforlu ve potaslı gübreler dikimden önce dipkazan yardımıyla da verilebilir. Üzerine gübre kovası monte edilmiş dipkazan sıra üzerine 50-60 cm derinlikten çekilerek bu iki gübre birlikte verilebilir. Böylece özellikle genç bağlarda derine gübre verilerek köklerin kesilmesi de önlenmiş olur.
Genç bağların gübrelenmesi: Dikim yılını takiben, asmalar tam verim çağına girinceye kadar üç yıl süreyle yapılan gübrelemedir. Esas olarak azot, fosfor ve potasyum verilir. Azotun yarısı şubat, diğer yarısı nisan-mayıs aylarında uygulanır. Fosfor ve potasyum sonbaharda verilir. Gübreler bant şeklinde, gövdeden 30 cm uzakta açılan 10-15 cm derinlikteki hendeklere verilir. Tesis ve genç bağların gübrelenmesinde kullanılacak miktarlar aşağıda verilmiştir (Çizelge 5 ). Burada verilen rakamlar saf besin maddesine göre hazırlanmış olup, verilecek gübre miktarları gübrelerin besin maddesi yüzdelerine göre yeniden hesaplanmalıdır. Örneğin azot kaynağı olarak %21 saf azot içeren amonyum sulfat (şeker gübresi) kullanılacak ise çizelgede verilen değerleri yaklaşık 5 ile çarparak verilecek gübre miktarı bulunur.
Image15.jpg
Verimli bağların gübrelenmesi: Asmalar verime yattıktan yapılan gübrelemedir. Asmaların gübre ihtiyacı önceki yıllara göre daha fazladır. En fazla azot ve potasa ihtiyaç duyulur. Verilecek miktarlar bağın kuru ve sulu koşullarda yetiştirilmesine göre değişir (Çizelge 6). Fakat burada belirtilen değerler ortalama rakamlar olup, gelişmesi iyi olan bağlarda bu miktarları %50 oranında arttırmak mümkündür.
Image16.jpg
Asmalara yaprak gübreleri daha çok sabah erken saatlerde veya öğleden sonra uygulanmalıdır. Yaprakların her iki yüzü de gübreyle temas etmelidir. Gübrelemede yayıcı ve yapıştırıcı maddelerde kullanılabilir. Ayrıca çoğu yaprak gübreleri tarım ilaçlarıyla karıştırılabilir. Ancak karışabilirlik konusunda öncelikle etiketlerdeki bilgiler iyice okunmalı ve özellikle jelatların kullanımıda dikkatli olunmalıdır.
Asmalara verilecek besin maddelerinin diğer bir kaynağı da hayvan gübreleridir. Bunlar hayvanların katı ve sıvı atıkları ile altlarına serilen yataklık materyalden ibarettir. Hayvan gübrelerinin besin maddesi içeriği sabit olmayıp hayvanın cinsine, yaşına, beslenme durumuna, yataklık cinsine ve gübrenin saklanma şekline bağlı olarak değişir.
Koyun ve at gübresindeki azot çok çabuk bir şekilde yarayışlı hale geçer. Tavuk gübresi az su içerir fakat çabuk etkilidir. Hayvan gübresinin bileşiminde yemlerin etkisi çok fazladır. Yedirilen yemlerdeki azotun %50 si, fosforun %60 ı, potasyumun % 70 i atıkla birlikte dışarı atılır. Ahırdan çıkan taze gübre hemen bağa serilmemelidir. Gübre bir yerde olgunlaştırıldıktan yani çürütüldükten sonra bağa serilir. Ayrıca yabancı ot tohumları da çimlenme gücünü kaybederek kısmen yok edilmelidir. Taze gübreyi olgunlaştırma süresi en az üç ay olmalıdır. Gübre beton bir zemin veya sıkıştırılmış bir zemin üzerinde yığın halinde ve yağmurlardan korunarak saklanmalıdır. Gübreyi olgunlaştırma esnasında bir miktar besin kaybı olur. Üç aylık bekleme sonunda azotun %35 i, fosforun %17 si, potasyumun da % 25 i kayba uğrar. Bekleme süresi uzarsa kayıplar daha da artar. Gübreden azot kaybını azaltmak için, taze gübreye jips(alçı taşı) ve süperfosfat gübresi verilmelidir. Bu gübrelerin besin maddesi yanında en önemli özelliği toprağın yapısını düzeltmesi ve su tutma kapasitesini arttırmasıdır. Hayvan gübresinin bağlara üç yılda bir, 3-5 ton/ dekar olacak şekilde verilmesi önerilmektedir. Bağlarda toprak analizlerinin yanında, asmalardaki besin maddesi ihtiyacı yaprak ve yaprak sapı analizleri yapılarak daha sağlıklı saptanabilir. Bu açıdan çiçeklenme sonuna doğru ilk salkımın tam karşısındaki yapraktan alınan örneklerde besin maddesi analizleri yapılır.
Asmaların İhtiyaç Duyduğu Başlıca Besin Maddeleri
Azot (N)
Canlıların yapıtaşları olan proteinlerin yapısında bulunması nedeniyle, asmalar tarafından en fazla ihtiyaç duyulan besin maddesidir. Noksanlığında yapraklar sararmakta ve asmanın gelişimi durmaktadır.
Topraktaki azotun esas kaynağını; topraktaki organik materyallerin ( her türlü bitki hayvan ve mikroorganizmalar) çürümesiyle bitkiye yarayışlı hale gelen azot ve verdiğimiz azotlu gübreler oluşturur. Ayrıca bilinçli olarak yeşil gübreleme yapılırsa, bu yolla topraktaki azot önemli düzeyde arttırılabilir. Toprağa esas azot takviyesi mineral gübreler vasıtasıyla olmaktadır. Azot toprağa değişik formlarda (Amonyum, üre nitrat vb.) verilebilir. Fakat bitkiler azotu çoğunlukla nitrat, az miktarda da amonyum ve üre formunda alırlar. Bu nedenle diğer formların, topraktaki mikroorganizmalar tarafından nitrata çevrilmesi gerekmektedir. Bunun için amonyum ve üre formundaki gübreler verildikten sonra, nitrata dönüşmesi ve asma tarafından alınabilmesi için en az birkaç hafta geçmesi gerekir.
Verime yatmış bağlarda kökler asmanın etrafına iyice yayıldığı için, azotlu gübreler sıra aralarına serpme olarak verilebilir. Yalnız toprağa attıktan sonra, azot kaybını önlemek amacıyla, sürüm yaparak gübrenin üzerini hemen toprakla örtmek gerekir. Ayrıca, yağmurdan veya sulamadan hemen önce verilerek, azotun toprağa en az kayıpla karışması sağlanır.
Azotlu gübrelerin verilme zamanı iki dönem halindedir. O yıl için bağların gerek duyduğu toplam azot ihtiyacı ikiye bölünür. Yarısı gözler uyanmadan önce şubat, diğer yarısı çiçeklenmeden önce Nisan-Mayıs ayları içerisinde verilmelidir.
Asmaların en fazla azota ihtiyaç duyduğu dönem uyanmadan çiçeklenme sonuna kadar süren, ilkbahardaki hızlı sürgün büyüme devresidir. Üzümlerin olgunlaşma döneminde asmaların azota pek ihtiyacı yoktur. Bu nedenle yaz aylarında veya sonbaharda azot pek verilmez. Eğer geç dönemde verilirse sürgünlerin odunlaşması gecikir ve asmalar sonbahardaki erken donlardan zarar görebilir. Azotlu gübrenin ilk uygulama zamanında mümkün olduğunca verilmesi kolay ve ucuz gübreler kullanılır. Bu açıdan öncelikle amonyum sülfat gübresi ve üre önerilir. İkinci uygulama zamanında nitratlı gübreler tercih edilmelidir
Toprağa azot vermenin diğer bir yolu yeşil gübrelemedir. Bağlara baklagiller ekilerek yılda ortalama 1.5-5 kg/ da saf azot verme olanağı vardır. Maliyet açısından aynı miktar azot mineral gübrelerle daha ucuza verilebilir. Fakat yeşil gübrelerin toprağa verdiği azotun yanında toprağa organik madde ilave ederek bünyenin düzelmesine yardımcı olur. Asmalarla su rekabetine girmesinin önlenmesi açısından, yeşil gübre bitkisinin kışın suyun bol olduğu dönemde yetiştirilmesinde yarar vardır. Bu açıdan öncelikle baklagiller kullanılmalıdır. Karışık bir yeşil gübre uygulaması (örneğin fiğ) dekara 2.5-3 kg kadar saf azot verebilir.
Toprağa hayvan gübreleriyle de azot verilebilir. Bu gübreler verildikten sonra azot kaybını önlemek için üzeri hemen toprakla örtülmelidir. Tavuk ve koyun gübresindeki azot sığır gübresindekinin yaklaşık iki mislidir. İlk yıl sığır gübresindeki azotun %50 sinden, tavuk gübresindeki azotun ise %50-90 ından yararlanılır. Tavuk gübresi fazla verilirse özellikle kumlu topraklarda çinko ve demir noksanlığına yol açabilir. Tuzluluk problemi olan topraklarda, fazla miktarda verilen hayvan gübresi tuzluluk problemini arttırabilir. Sultani Çekirdeksiz asmalarda sürgün ve meyve gelişimi için saf olarak 8.4 kg/da azota ihtiyaç olduğu bulunmuştur. Bunun 3 kg/da ı meyveler için harcanır. Başka bir çalışmada bu miktarlar farklı çeşitler için sırasıyla 6.8 ve 2.8 kg/da olarak saptanmıştır. Şaraplık çeşitlerde her bir ton üzüm için 1.43 veya 1.70 kg azota ihtiyaç duyulduğu bulunmuştur.
Fosfor (P)
Asmaların fosfor ihtiyacı, azot ve potasyuma göre oldukça düşüktür. Fosfor toprakta pH ya bağlı olarak, aluminyum, demir veya kalsiyum ile bileşik halinde bulunur. Ayrıca, organik fosfor bileşikleri halinde bulunur. Topraktaki fosforun çok az bir kısmı erir halde bulunmakta ve asmalar tarafından alınabilmektedir.
Asmalar topraktaki fosforu, H2PO4- şeklinde ve az miktarda HPO4 iyonu halinde alırlar. Asmalarda fosfor noksanlığının belirtilerini tam olarak gözlemek pek mümkün değildir. Özellikle çok düşük ve çok yüksek pH’ lı topraklarda noksanlığına daha sık rastlanır.
Fosfor noksanlığında yaşlı yaprakların, özellikle orta ve üst yan dilimlerde kızarıklıklar meydana gelir. Yapraklar çiçeklenme dönemi veya hemen sonra dökülür.
Verime yatmış bağlarda asmalar iyice gelişip kökler sıra aralarını doldurduğundan sıranın ortasına tek bir bant halinde vermek yeterli olmaktadır. Özellikle kireçli topraklarda verilen fosforun alınamaz forma geçmesi daha fazladır. Bu nedenle bu tip topraklarda fosforun bant şeklinde verilmesi gerekir. Toprağa serpilerek verilmemelidir. Asmaların organlarında 1 kg/ da P saptanmıştır. Her bir ton üzüm üretimi için 0.25 kg P205’a ihtiyaç vardır.
Potasyum (K)
Potasyum asmalarda şeker ve nişastanın oluşumunda görev alır. Bitkilerin hastalık ve zararlılar ile soğuğa dayanımını arttırır. Asmanın topraktaki mevcut sudan daha iyi yararlanmasını sağlar. Asmaların en fazla ihtiyaç duyduğu devre üzümlerin olgunlaşma dönemi yani yaz aylarıdır.
Toprak içerisindeki mineral maddelerin çözülmesiyle toprağa bol miktarda potasyum verilir. Ancak bu potasyum önemli bir kısmı kil minerallerinin tabakaları arasında tutulur. Dolayısıyla bitkiler bundan yararlanamaz. Önemli olan topraktaki topla potasyum değil, değişebilir durumda olan (kil minerallerinin etrafındaki) ve toprak çözeltisinde bulunan potasyumdur. Bitkiler tarafından topraktan potasyum (K) iyonu halinde alınır. Killi topraklarda daha çok tutulur. Yağışlarla ve sulamayla kolayca yıkanmaz. Fakat kumlu topraklarda tutunması zordur. Bu nedenle potasyum noksanlığı daha çok kumlu topraklarda
görülür.
Potasyum noksanlığı özellikle yaşlı yapraklarda görülür. Yaprakların rengi öncelikle soluk ve sarıdır. Bu renk değişimi önce yaprak kenarlarından başlar ve daha sonra yaprağın orta kısmına doğru ilerler. Siyah renkli üzümlerde sararmış alanlar bronz rengini alır. Renk değişimini takiben yaprak kenarlarında yanıklar ve kıvrılmalar meydana gelir. Bu belirtilerin görüldüğü kısımlarda ile yaprağın ortasındaki yeşil alan, kesin bir çizgiyle ayrılmış gibi görülür. Potasyum noksanlığındaki yapraklardaki kırmızılık antosiyanin artışından kaynaklanır. Yapraklar gelişimini tamamlamadan erkenden dökülür.
Potasyum noksanlığında Sultani Çekirdeksiz çeşidine salkımlar uçtan itibaren buruşmaya ve kurumaya başlar. Bu durum yaz ortasında ve özellikle hasat zamanında daha çok görülür. Susuzluk belirtilerine çok benzer.
Potasyumlu gübrelerden potasyum klorürü çok dikkatli kullanmak gerekir. Tuzlanma problemi yaratabilir. Genellikle kullanılan gübreler, potasyum sulfat ve potasyum nitrattır. Kireçli topraklarda öncelikle potasyu sulfat tercih edilmelidir. Potasyum nitrat bünyesinde ayrıca %13 azot da içerir. Potasyumlu gübreler bir defada sonbahar veya kış aylarında verilir. Fakat sulanabilir bağlara çiçekten hemen önce veya tane tutum dönemindeki ilk su ile birlikte potasyum nitrat verilebilir. Böylece tane tutumu ve meyve kalitesi iyileştirilebilir. Gübrelerde bant şeklinde asmaların 30-50 cm sağınd ve solunda açılan 20-25 cm derinlikteki karıklara bant şeklinde verilir ve üzeri örtülür. Sıra arasına serpme olarak verilirse toprakta bağlanması fazla olur ve asma pek yararlanamaz. Fosforla birlikte karıştırılarak verilebilir. Dipkazan üzerine monte edilmiş gübre kovasıyla, sıra arasının tam ortasında 20-40 cm derinlikte tek sıra halinde fosforlu ve potaslı gübreler birlikte de verilebilir. Sultani Çekirdeksiz çeşidinin üzümlerinde 5.6 kg/ da K2O saptanmıştır. Bu miktar o yıl kullanılan potasyumun yaklaşık %60 ını oluşturur.
Demir (Fe)
Bitkilere yeşil rengi veren klorofilin yapısında bulunmamasına rağmen, klorofilin oluşumunda katalizör görevi görmesi nedeniyle bitkilerde mutlaka bulunması gereken bir besin maddesidir. Demirin noksanlığı nedeniyle yaprağın sararmasına kloroz adı verilir. Noksanlığına topraktaki yüksek kireç ve yüksek pH, kötü toprak drenajı, yüksek taban suyu ve sudaki bikarbonatlar veya bunların kombinasyonu yol açar. Demir noksanlığı öncelikle genç yapraklarda görülür ve dah sonra noksanlık devam ederse yaşlı yapraklarda da kloroz görülmeye başlar.
Demir noksanlığında yapraklar başlangıçta açık yeşil veya sarı renktedir. Önceleri damarlar yeşildir. Fakat noksanlık arttıkça damarlarında sararması sonucunda yapraklar tamamen sarı ve hatta beyaz bir renk alır. Noksanlığı gidermek için topraktan veya yapraktan bitkiye demir verilmesi gerekir. Bu amaçla organik demir bileşikleri (jelatlar) veya inorganik demir bileşikleri (Demir sulfat = karaboya) kullanılır. Organik demir bileşikleri pahalı olmasına rağmen az miktarlarda bile etkilidir. Toprağa ve yaprağa verilen tipleri vardır. Yapraktan uygulama daha etkilidir. Ayrıca jelatlar demir sulfata göre çok daha fazla etkilidir.
Demir sulfatın bünyesinde %19-23 saf demir vardır. Fakat toprağa verildiğinde bünyesindeki demirin büyük bir kısmı erimez hale geçer. Bundan da bitkiler yararlanmaz. Bu nedenle bitkinin ihtiyacı olan dozdan daha fazlasını vermek gerekir. Özellikle toprak pH sının yüksek olması durumunda (Kireçli topraklarda ) verilen demirin büyük bir kısmı bitki tarafından alınmaz.
Topraktan demir verme: Genelde 100 litre suda 12 kg demir sulfat eritilerek bir çözelti hazırlanır. Kış sonunda asmalar uyanmadan hemen önce toprağa verilir. Kış dinlenme döneminde asmalar yüksek doza daha dayanıklıdır. Uygulama yaza doğru kayarsa dozu azaltmak gerekir. Her asmanın etrafında gövdeden 30 cm uzakta ve 30 cm derinliğinde bir çanak açılır. Demir çözeltisi gövde ile temas etmemelidir. Diğer bir verme şekli yine gövdeden 30 cm uzakta 30 cm derinlikte 4 delik açılır. Asmanın yaşına göre % 12 lik çözeltiden her bir asmaya 10-20 litre olacak şekilde bu çukurlara eşit olarak verilir. Çözelti toprak tarafından emildikten sonra aynı çanak, temiz suyla 1-2 defa doldurulur ve daha sonra toprak kapatılır. Demir sulfatın etkisi oldukça sınırlıdır. Bunun yerine jelatlar kullanılabilir. Asma başına ortalama 40-50 gram verilebilir. Özellikle kireçli ve pH sı yüksek topraklarda Fe- EDDHA formundaki jelatların kullanılması daha uygundur.
Yapraktan demir verme: Demir sulfat çözeltisi, topraktan yapılana göre çok daha düşük dozda uygulanır. Kloroz devam ediyorsa, bu çözeltiden asmalara sık sık püskürtmek gerekir. Yapraklar için 100 litre suya 500-750 gram demir sulfat eritilerek püskürtmek yeterlidir. Daha yüksek doz kullanılırsa yapraklarda yanma meydana gelir. Demir çözeltisinin yapraklara kolayca yapışmasını sağlamak için, çözeltiye %0.2 oranında yayıcı - yapıştırıcı koymak gerekir. Demirin yaprak içindeki hareketi sınırlı olduğundan çözelti ancak yaprakla temas ettiği yerlerde etkili olur. Yapraktan demir vermek topraktan vermeye nazaran daha etkili ve ekonomiktir.
Klorozu önlemede şu şekilde hazırlanan başka bir formülde kullanılabilir: 100 litre suya, 100 gram demir sulfat + 200 gram üre + 200 gram yayıcı- yapıştırıcı olacak şekilde hazırlanır. Bu çözelti çiçeklenmeden hemen sonra 15 er gün arayla 2-3 defa verilirse iyi sonuç alınmaktadır.
Magnezyum (Mg)
Klorofilin yapısında bulunması nedeniyle, yapraklardaki yeşil rengin oluşması için önemli bir elementtir. Noksanlık daha çok kumsal topraklarda görülür. Genç asmalarda, yaşlı asmalara göre daha çok noksanlık görülür. Ayrıca potasyum fazla olduğu topraklarda antagonistik etki nedeniyle magnezyum alımı engellenir. Bitki bünyesinde oldukça hareketlidir ve kolay taşınır. Noksanlıklar daha çok sürgünlerin dip kısımlarındaki yaşlı yapraklarda görülür. Önce yaşlı yapraklar mevsim ortasından itibaren sararmaya başlar. Sararma daha sonra uç yapraklara doğru ilerler. Damar araları sararırken, damarlar ve çevresi yeşil kalır (Şekil 15). Topraktan uygulama yapılacaksa asmaların her iki kenarına açılacak karıklara bant şeklinde asma başına 1-2 kg magnezyum sulfat gübresi verilir. Fakat yapraktan uygulama daha etkilidir. Bu amaçla 100 litre suya 500-600 gram magnezyum sulfat karıştırılarak yapraklara püskürtülür.
Çinko (Zn)
Çinko asma yapraklarının normal gelişimi, sürgünlerin uzaması ve tane tutumu için gereklidir. Noksanlığında yapraklar gelişmez ve boğumaraları kısalarak küçük yapraklılık(rozetleşme) denilen olay meydana gelir. Salkımlarda boncuklanma görülür. Gübre olarak uygulanması genellikle yapraklara çinko püskürtme şeklindedir. Kullanılan doz %0.5 çinko sulfattır. Çözeltiye %0.5 oranında soda karıştırılması yaprak yanıklıklarını önler. Püskürtme çiçekten 2-3 hafta önce tüm asmayı ıslatacak şekilde yapılmalıdır. Tek uygulama yeterlidir. Fakat noksanlık devam ediyorsa çiçekten sonra ikinci bir uygulama daha yapılabilir.
Mangan (Mn)
Büyümede rol oynayan enzimlerin işlevini hızlandırıcı rolü vardır. Klorofilin oluşumuna yardımcı olur. Bitkiler tarafından Mangan (Mn) iyonları halinde alınır. Fazla hareketli bir element değildir. Noksanlığına genellikle bazik kumlu topraklarda rastlanır. Noksanlığında önce genç yapraklarda damar araları sararır. Bu noksanlığı, genç yapraklarda kloroz oluşturan diğer çinko ve demir klorozuyla karıştırmamak gerekir. Demir klorozunda homojen bir sararma sözkonusudur. Çinko klorozunda yapraklar küçük kalır, manganda ise sararan yapraklar normal büyüklüğündedir.
Mangan noksanlığı daha çok çiçeklenmeden 2-3 hafta sonra görülmeye başlar. Bunu gidermek için çiçeklenmeden sonra %0.5 lik manganez sulfat çözeltisi yapraklara püskürtülmelidir.
Bor (B)
Çoğu topraklarda yeterli düzeydedir. Toprak ve sulardaki miktarı yüksek ise toksik tesir yapabilir. Topraklardaki miktarı 0.7 mg/L dan yüksek ise tehlikelidir. Büyümeyle ilgili içsel hormonların düzenlenmesinde rol alır. Noksanlığında tane tutumu azalır, çekirdeksiz tanelerin oranı artar. Yeni olgunlaşmış yapraklarda damar aralarında sararmalar görülür ve sürgün ucu kurur. Bor fazlalığında, sürgün ucuna yakın yapraklarda içbükey veya dışbükey kıvrılmalar olur. Sürgünün dip yapraklarının kenarlarında kahverengi nekrotik noktalar görülür.
Bu mesaja eklenen dosyaları görüntülemek için gerekli yetkilere sahip değilsiniz.
Kullanıcı avatarı
Bennur
Hobibahçemiz
 
Mesajlar: 3063
Kayıt: Cum Şub 05, 2010 23:29
Konum: İstanbul

Bağlarda Sulama

Mesajgönderen Bennur » Sal May 24, 2011 14:57

Sulamanın esasları oldukça basittir. Fakat her bölgede, her toprak tipi için uygulanabilecek kesin değerler veya kurallar vermek oldukça zordur. Asmalara hangi sıklıkta ve ne miktarlarda su verilmesi gerektiği çok değişkendir. Bu nedenle her yer için geçerli olabilecek tek bir rakam vermek olanaksızdır. Sıcaklık, nem, toprak çeşidi, asmanın yaşı, rüzgar ve yağış; sulama sıklığının ve miktarının tayininde önemli rol oynar. Genel bir kural olarak asma köklerinin etrafında alınabilecek suyun olması gerekir. Bu su bulunmazsa başka bir anlatım ile topraktaki su solma noktasının altına düşerse, asmalarda susuzluk belirtileri başlar. Genç asmalarda kökler henüz tam olarak toprak içinde yayılmadığı için yaşlı asmalara göre kuraklığa karşı daha duyarlıdırlar.
Asmaların sulamaya karşı gösterdikleri tepki mevsim boyunca asmanın kök bölgesindeki alınabilir su miktarına bağlıdır. Sonbahara kadar toprakta yeterince nem varsa yapraklarda susuzluk belirtileri pek görülmüyorsa ki bu durum daha çok killi topraklar için geçerlidir, bu tip topraklarda sulamanın etkisi çok azdır. Diğer taraftan asmaların gelişimi yaz ortasında duruyorsa ve yapraklar eylül ayından önce dökülüyorsa, böyle yerlerde asmaların yaz başından itibaren sulanması üzüm verimini ve sürgün gelişimini daha çok arttırır. Asmaların günlük su tüketimi uyanmayı takiben hasada kadar gittikçe artar. Bilezik alma döneminde veya tanelerin tam olarak geliştiği hasattan hemen önceki dönemde günlük su tüketimi en üst düzeydedir.
Toprağa verilecek su miktarını etkileyen en önemli faktörlerden biri de toprağın bünyesidir. Bu konudaki veriler bağlara göre değişmekle birlikte bir fikir vermesi açısından Manisa yöresindeki bağlar için önerilen aşağıdaki değerler dikkate alınabilir. Bir dekarlık bir alan için her bir 30 cm’lik toprak tabakasının alabildiği su miktarı; hafif topraklarda35 m3, orta topraklarda 45 m3, ağır topraklarda ise 55 m3 civarındadır. Dolayısıyla toprağın kuraklığına göre istenilen sulama derinliği göz önüne alınarak bağlara yaklaşık yukarıdaki miktarlarla orantılı olarak su verilebilir. Her sulamada toprağın yaklaşık 75 cm lik bir derinliğinin ıslatılması genellikle yeterlidir
Çizelge 7 . Asmaların Topraktan Aldığı Su Miktarının Toprak Derinliğine Göre Değişimi.
Image17.jpg
Asmalarda sulama zamanı pratik olarak iki şekilde saptanabilir:
1)Asmalardan: Sabah saatlerinde bağ dolaşılarak yapraklarla bir pörsüme ve renk değişikliği varsa sulamaya geçilir.
2)Topraktan: Asmalar kendilerine lazım olan suyun yarıdan fazlasını toprağın ilk 60 cm derinliğinden alır(Çizelge 7). Toprakta bu derinlikte bir çukur açılarak kontrol edilir. Birkaç değişik derinlikten toprak alınarak avuçta sıkılır. Toprak top halinde kalıyorsa sulamaya gerek yoktur. Fakat toprak avuç açılınca tane tane veya irili ufaklı kümeler halinde dağılıyorsa sulama zamanı gelmiş demektir.
Sulama yöntemleri
Yurdumuzdaki sulanan bağların hemen hemen tamamına yakını karık yöntemiyle sulanır. Bunun en büyük nedeni maliyetinin düşük olmasıdır. Fakat bunu yanında fazla işgücü ister ve sulama etkinliği düşüktür. Orta ve ince bünyeli topraklarda karık yöntemiyle etkili bir sulama yapılabilir. Çok ince bünyeli (killi) topraklarda su, toprağın derinlerine pek işlemez. Hafif bünyeli(kumlu) topraklarda ise karıklarda su pek yürümez. Derin topraklarda sulamalar arasındaki süre daha uzundur. Karık başı ile karık sonu arasında asmalara verilen su miktarı eşit olmaz. Karıklardaki bu düzensiz su dağıtımı; karığın şekli, meyli ve uzunluğu ile yakından ilişkilidir.
Asmaların dikildiği ilk yıllarda kökler pek gelişmediği için, asmaların dibine açıklan çanaklara su vermek bile yeterlidir. İlk yıllarda karıklar asmalara mümkün olduğunca yakın açılır. Hatta ilk birkaç yıl asmalar karığın ortasında kalacak şekilde, sıranın iki tarafında toprakla set oluşturmak suretiyle bile sulama yapılabilir. Daha sonraki yıllarda her iki yanında birer karık açılarak sulama yapılır. Özellikle hafif bünyeli topraklarda sıranın ortasına üçüncü bir karık daha açılabilir. Karıkların eğimi toprağın bünyesine ve arazinin eğimine göre değişir. Karık eğimi hafif topraklarda %2, ağır topraklarda %3 dolayındadır.
Karıklar normal olarak V şeklindedir. Fakat tuzluluk problemi olan yerlerde karıklar mümkün olduğunca geniş bir yüzeyi ıslatacak şekilde ve geniş tabanlı olmalıdır. Ağır bünyeli topraklarda geniş karıklar tercih edilmelidir. Kumlu topraklarda sıra arasındaki karık sayısı daha fazla olmalıdır.
Karıklar 30-50 cm genişliğinde olabilir. Uzunlukları ve verilecekler su miktarı toprağın bünyesine göre değişir. Örneğin eğimi %0.25 olan bir karığa akış miktarı (debisi) dakikada 150 litre ve karığa uygulayacağımız toplam su miktarı 50 mm olsun. Bu durumda karıkların uzunluğu hafif bünyeli topraklarda 150 metreye, orta ve ağır bünyeli topraklarda ise sırasıyla 250 ve 320 metreye kadar çıkabilir(Çizelge 8 ).
Çizelge 8. Değişik Bünyeye Sahip Topraklarda Karık Boyu Ve Eğimine Göre Verilecek Su
Miktarları.
Image18.jpg
Bağlarda son yıllarda, özellikle suyu kıt olan yerlerde kullanılan diğer bir sulama yöntemi de damlama sulamadır. Bunun en büyük avantajı az işgücü istemesi, suyun etkin kullanımı ve kontrolünün kolay olmasıdır. Fakat yatırım masrafları yüksektir. Damlatıcılar asmalara genellikle eşit uzaklıkta yerleştirilir. Hastalık oluşturma endişesi nedeniyle damlatıcılar asma gövdesine yakın olmamalıdır. Toprakta ıslanan kısımların kenarında tuz birikintileri oluşabilir. Sıra üzerinde toprağın hemen üstünde damlama borularının yerleştirilmesi, toprak işleme sırasında zararlanmalara neden olabilir. Bu nedenle damlama boruları yatırma teline bağlamada yarar vardır. İlk yıl asmalar küçük olduğu ve kökler tam yayılmadığı için, damlatıcılar asmalara 50 şer cm, daha sonraki yıllarda ise l er m arayla yerleştirilebilir. Damlatıcıların mesafelerinin saptanmasında toprak bünyesini göz önüne almak gerekir. Günümüzde modern işletmelerde sulama damlama yöntemiyle yapılmaktadır. Suyun düzenli verilmesi, yabancı otların kontrol edilmesi, asmalara ihtiyacı kadar su verilmesi ve su kaynaklarının kıt olması gibi nedenlerle damla sulama oldukça yararlıdır.
Kaynak: Prof. Dr. İbrahim Uzun
Bu mesaja eklenen dosyaları görüntülemek için gerekli yetkilere sahip değilsiniz.
Kullanıcı avatarı
Bennur
Hobibahçemiz
 
Mesajlar: 3063
Kayıt: Cum Şub 05, 2010 23:29
Konum: İstanbul

Sonraki

Dön Üzümsü Meyveler

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir